azrail sarısı

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  azrail sarısı
 
yerde onlarca içki şişesi parkeyi bir halı gibi kaplıyor. havaya hakim olan keskin alkol ve tütün kokusu... masanın üstündeki boş ve dağınık kağıtlar, cesetler gibi, birileri tarafından toplanmayı bekliyor. ayağımın yanında duran bir küçük rakı şişesi. gülümsedim. ikimizin de rakı ile ilgili hikayeleri vardı. yaptıklarımız, yolculuklarımız, kavgalarımız ve her şeyimiz…

saçlarında ki sarı sarı tebessüm eden katil geliyordu aklıma böyle gecelerde. zaten sarıyı hep ölüme yakıştırmışımdır. öldüren sarı, alkol sonrası kusmanın sarısı, sıcağın sarısı, azrail’in dişlerinin sarısı… herhangi iki insanın ter banyoları içinde yaşabilecekleri bir sahneyi , ağlarını bininci kez tamir eden balıkçıların sakinliği ile oynuyorduk biz. aklımızdan geçenler birbirimiz için çoktan birer broşür haline gelmişti.
gözbebeklerimi bulmaya çalışıyordum. ama kan çanağı gözlerim buna hiçbir zaman izin vermemişti. saatin sabahı kovaladığı ve yakalanmasına çok az kaldığı bu zamanlarda içinde bulunduğum bu durum için ruhumdan bir açıklama beklemem gerekiyordu. ama beklemiyordum. hayatımın öyle bir dönemini yaşıyordum ki , hiçbir şeyi beklemiyor ve merak etmiyordum.

sonra hatırladım!!!
sesi sıcak, geceyi üzmeyecek kadar kısık ve beni üzmeyecek kadar da dürüsttü.
o kadar yavaş konuşurdu ki kelimeleri, sanki her harfi çok uzaklardan bulup bin bir zorlukla getiriyormuş gibi.
kendimize en büyük acıları ve zevkleri tattırıyorduk. ve artık ölüyorduk. en yukarıdan aşağıya düşüyorduk. ve yeri öpmemize çok az kalmıştı. hayatın suyunu içtikten sonra bir gün işememiz gerektiğini ikimizde biliyorduk. insanlığımızı , ahlakımızı ve dünyayı çok uzun zaman önce yok etmiştik… hissediyordum. şimdi sıra anılarımızda ve hayallerimizdeydi. ve kafatasımızın içini süsleyen bütün bildiklerimizde. onlar her geçen saniye eksiliyorlar.
düşündüklerimle kendimi sarhoş edebiliyordum. kelimelerimiz yaşadıklarımızın ve düşündüklerimizin yanında prematüre bebekler gibiydi çünkü.

mutluluk. gözlerim ve beynimin arasında geçirdiğim son kavramdı. tekrar mutlu olmam paraşütünü açmış bir adamdan uçağa dönmesini beklemek gibiydi. bir gece aynaya baktığımda , kıpkırmızı gözlerim bana bütün dünyayı ve iğrençliklerini hazmedebileceğimi söyledi.
ve kan kaybeder gibi kelime kaybetmeye başladım o gece. provasız adımı bile söyleyemiyordum artık.

genellikle bulunduğum yerin karanlık olmasını sağlardım . hayatımın bütün karanlık koridorlarından geçerken de gözlerimi kapalı tutmuştum hep.

gözlerimi açtığımda , beyaz badanalı tavanımı ve uzun bir süre bakıldığında ansiklopedilerdeki gezegen fotoğraflarına benzeyen çatlaklarını gördüm her gece uyumadan önce ve her sabah uyandıktan sonra. kendimi dinlemekti bu yaptığım. çünkü duyabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. bunu fark edince, dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar dahi yalnız kalmayacağımı anladım. çünkü ağzımdan çıkan , başkalarının duyabildiği bir sesin yanında içimde yankılanan ve kimsenin varlığından bile haberdar olamayacağı başka bir ses daha vardı.

ben yeterince acıyı tek celsede hissedebiliyordum. hatta bütün dünyaya yetecek kadar !...

insanlara yalan söylemek için açtığım ağzımdan dökülen pisliği içimdeki ses temizliyordu yine. birbirlerine gün ve gece kadar zıt olan iki sesin de aynı dudakların arasından çıkıyor olmasından rahatsız değildim. ve nefes alıp vermemi durduracak fiziksel bir hareket yapamayacağımı , yani kendi dışımda herkesi rahatlıkla öldürebilecekken intihar edemeyeceğimi anladığım gün, başkalarının ya da hayatın bunu yapmasını isteyeceğim ana kadar düşündüklerimi geldiklere yere geri yollamaya ve orada depolamaya karar verdim. ama bir arada durmalarının beynimde bir iltihap yaratacağını bilemezdim.

birbirimiz için , sevmediğimiz ya da sevemediğimiz fazladan birer insandık biz. hepsi bu …
birbirimize mutsuzluğumuzu ve adını koyamadığımız acılarımızı itiraf ettik. benim ancak kurşun kadar ağır bir paragrafta anlatabileceğimi o bir cümlede yüzüme fırlatabiliyordu.

aslında hep bir karikatüre benzetmişti beni. bir insandan çok resimli bir roman kahramanıydım ben. o ise daha çok güzel bir resim gibiydi.

gerçeklerden bu kadar nefret ettiğimi bile bile bana bizi anlattırmaya çalıştı. ama hayır! böyle bir şey olmayacak. ben yine susacağım…
ama o gün beynimin içinde bir hız radarı olsaydı , konuşamadığım kelimelerin geçiş hızına dayanamayıp çatlardı.

...14  

3nokta14

02 Nis 2014 17:16

Mesaj Gönder

bunun içinde bi yanlızlık var sarı sıcak aşkı boş görmüş bi hissiyat hissettim sanki bilmem her kitapta mutlaka birine yazılmış olan cümleler geçer içinden birileri diğerine olanları anlatır ya onun gibi ... azrail ve sarı dişi iyiydi bu  

sweetwitchscarlette

02 Nis 2014 20:47

Mesaj Gönder

azrail değil de bana şuanda '' uriel '' in gerçek sarısı gerekiyor Smile  

Qenan

26 Kas 2020 23:22

Mesaj Gönder