bugününüz hangi şiir?

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  bugününüz hangi şiir?
 
başka biri olacaksın

başka biri olacaksın istemesen de
tenine başka bir ten dokunduğunda
gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle
başka bir nefesle karıştğında nefesin

başka biri olacaksın istemesen de
gece uykunda ya da gün ortasında
irkileceksin apansız bir duyguyla
bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi

başka biri olacaksın istemesen de
bakışlarımın izini taşıyan giysilerin
tüketecek ömürlerini birer birer
değişecek yeri bir dolabın, pencerede bir çiçeğin

başka biri olacaksın istemesen de
dudaklarında benden sonraki bir çizgi
tanımadığım bir ton gülüşünde
ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin

sonra, sonra başka birisin...
ataol behramoğlu

ataol behramoğlu şiirleri  

Bluenote

01 Ağu 2014 17:48

Mesaj Gönder

Shocked
jezzebel demiş ki:
gelmeyeceksin..
beklemiyorum da..
telefon etme sakın..
baskalarını oku..
beni degil..
artık siir yazmıyorum..
kapıma dayanan postacıları, öldürerek geciriyorum vaktimi
 

kelebex

08 Ağu 2014 09:35

Mesaj Gönder

yeşil ipek gömleğinin yakası
büyük zamana düşer.

her şeyin fazlası zararlıdır ya,
fazla şiirden öldü edip cansever / c.s.  

bojack

08 Ağu 2014 20:47

Mesaj Gönder

bir adam kendi tiyatrosunda, tamam
bir köpek sokak değiştirdi, korkak
içi süt dolu bir lokanta, ve kapandı
ben ağzıma geleni söyledim, öyle
gene bir ağaç öttu, bu kaçıncı.

sevişsek olmaz mıydı, varan bir
elbette olurdu, bir kır çiçeği bir bulut
bir gülüş kanamak üzere, ve gizli
ve çabuk tarafından bir şey, şarap
aşk gene kelime değiştirdi, vahşi.

güneşe çıktık, bunu unutma, varan iki
ne uzak bir sesimiz vardı, efsane
gelince ç ile geliyordu bir çay
oysa biz iki demiştik, varan üç
gözler ki demeye kalmadı, derin.

kimbilir ne seviştik ki saat kaç
elleri tetikte bütün gazetelerin / edip  

bojack

11 Ağu 2014 18:19

Mesaj Gönder

$imdi sen kalkıp gidiyorsun... git.
gözlerin durur mu, onlar da gidiyorlar...
gitsinler.
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık
sevgiyeydi ilk acılısı gözlerimizin sırf onaydı
bir kuş konmu$ parmaklarıma uzun uzun
ötmü$tü
bir sevi$mek gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki
yoksulluğumuz
sanki hiç olmamı$tı
oysa kalbim i$te $uracıkta çarpıyordu
$urda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel
laflı istanbullar
$urda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
çünkü iki ki$iydik
oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını
ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı
doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem uçun boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası... iyilik güzellik...
cemal süreya  

isvicresiz bilim adami

11 Ağu 2014 19:27

Mesaj Gönder

eski avluda

bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;
çalıda sarı bir çiğdemim ben
ve senin çok eski cümlen..

sen otursan, gitmemiş ki! olsan
ben sana bir eski endülüs avlusu
istersen serin bir portofino getirsem
ya da yedigöllerin yedisini birden.

bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;

her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
buldum buluşturdum kendime geldim
tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille
sen de gelsen.

ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
begonviller ve bir mavi kapı
ve illa amansız bir avlu getirsem.

dünya soğur, akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok..
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem:

içimi açtım sana.
içini açmak için.

birhan keskin  

benvedunya

15 Ağu 2014 00:04

Mesaj Gönder

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.

merdivenlerin oraya koşuyorum,
beklemek gövde gösterisi zamanın;
çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
bir şeyin provası yapılıyor sanki.

kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


cemal süreya, candır .!  

billie jean

15 Ağu 2014 08:15

Mesaj Gönder

...

mutluluğun sana verdiği tatili yaşıyor
bir açılıp bir kapanıyor kirpiklerin
bilmem alınır mısın söylersem
unutulmuş bir çirkinlikten başlıyor güzelliğin. edip  

bojack

17 Ağu 2014 21:54

Mesaj Gönder

ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ona sorarsanız : "lafı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
bana sorarsanız : "on senesi ömrümün."
bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene.
bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
bana sorarsanız : "adam sen de, bir iki hafta."

katillikten yatan osman,
ben içeri düştügümden beri,
yedi buçuğu doldurup çıktı,
dolaştı dışarlarda bir vakit,
sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,
altı ayı doldurup çıktı tekrar,
dün mektup geldi, evlenmiş,
bir çocuğu doğacakmış baharda.

şimdi on yaşına bastı,
ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar.
ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
rahat , geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde ben içeri düştüğümden beri.
ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta görmediğim bir evde oturuyor.

pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek
ben içeri düştüğüm sene.
sonra vesikaya bindi,
bizim burda,içerde, birbirini vurdu millet
yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
şimdi serbestledi yine,
fakat esmer ve tatsız.

ben içeri düştüğüm sene ikincisi başlamamıştı henüz.
daşav kampında fırınlar yakılmamış,
atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya.
boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
sonra kapandı resmen o fasıl,
şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları.

fakat gün ışıdı her şeye rağmen ben içeri düştüğümden beri.
ve "karanlığın kenarından onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular" yarı yarıya...

ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
ben içeri düştügüm sene onlar için yazdığımı :
"onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,

ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır."

ve gayrısı, mesela benim on sene yatmam, lâfü güzaf.  

bojack

01 Eyl 2014 13:16

Mesaj Gönder

kaybola

sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var
bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa
bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden
bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla
şimdi bir pembeyi kovuşturuyor
omzundan yukarıya üç polis
deli ediyor onları saçlarında
bir karanfil çok
bir karanfil azala azala.

en saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor
ansızın doğan hayvanlar gibi güzel
bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya
yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş
en genişi en kırmızısı o ezilmişler katında
şimdi bir gizliyi kovuşturuyor
gözlerinden içeriye üç polis
deli ediyor onları mısralarımda
bir karanfil az
bir karanfil çoğala çoğala.

bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler
bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan
bir uzantıdır işte umutla insan arası
bir yönüdür ne belli, görmekle anlaşılan
geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında
şimdi bir sevdayı izliyor
uluslararası üç polis
deli ediyor onları sonsuzda
çok isimli bir çay
çok yuvarlak bir masa.

sanki bir tarih içindeyiz, gunaydın minyatürler!
üç köle uzanık bir dünyayı imzalayaraktan
ansızın dört köşe, ansızın ehram
en duymalı yerlerinde bir sessizlik
güneşin çok parladığı bir arka
başları dünyadan dışarıya sarkıyor
bozgunda çiçekler örneği duyulmaz bağırtılarla
şimdi bir tarih sürdürüyor
şimdi bir tarih sürdürüyor
yüzünün gizlerinde üç polis
deli ediyor onları mısır'da
bir insan az
bir insan inana inana.
duymakla atların çıngıraklarından duyduğunu
bir ateş yakımını dağda
en korkulu cağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyoruz
küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan
bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca
şimdi bir aydınlığı durduruyor
beyazlar giyinmiş üç polis
deli ediyor onları boşlukta
bir pencere az
bir pencere kaybola kaybola.  

bojack

04 Eyl 2014 19:02

Mesaj Gönder

geyikli gece

halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar
ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
ama geyikli geceyi bulmadan önce
hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

geyikli geceyi hep bilmelisiniz
yeşil ve yabani uzak ormanlarda
güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
hepimizi vakitten kurtaracak

bir yandan toprağı sürdük
bir yandan kaybolduk
gladyatörlerden ve dişlilerden
ve büyük şehirlerden
gizleyerek yahut döğüşerek
geyikli geceyi kurtardık

evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden

"geyikli gecenin arkası ağaç
ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"
ister istemez aşkları hatırlatır
eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
şimdi de var biliyorum
bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

hiçbir şey umurumda değil diyorum
aşktan ve umuttan başka
bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor

biliyorum gemiler götüremez
neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini
örneğin manastır'da oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında

aldatıldığımız önemli değildi yoksa
herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
gümüş semaverleri ve eski şeyleri
salt yadsımak için sevmiyorduk
kötüydük de ondan mi diyeceksiniz
ne iyiydik ne kötüydük
durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı

ama ne varsa geyikli gecede idi
bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
büyük otellerin önünde garipsiyorduk
çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
yahut bir adam bıçaklasak
yahut sokaklara tükürsek
ama en iyisi çeker giderdik
gider geyikli gecede uyurduk

"geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
imdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
sultan hançerleri gibi ayışığında
bir yanında üstüste üstüste kayalar
öbür yanında ben"
ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
eskimiş şeylerle avunamıyoruz
domino taşları ve soğuk ikindiler
çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
gölgemiz tortop ayakucumuzda
sevinsek de sonunu biliyoruz
borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
ikramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
iyice kurulamıyorum saçlarını
bir bardak şarabı kendim için içiyorum
"halbuki geyikli gece ormanda
keskin mavi ve hışırtılı
geyikli geceye geçiyorum"

uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

turgut uyar  
fotoğrafı yok

221b

19 Eyl 2014 00:40

Mesaj Gönder

sanki çok öpüşmelik kuşlar bunlar
çok sevişmelik
ve seninle biz, iyi ki sevmelerin ustasıyız
güzel şaşkınlıkların
önce yüreklerimizi alıştırmışız buna,
sonra kafalarımızı
ki bu yüzden içimiz hiçbir zaman yoksul değil
yoksul olmadı / e.c.  

bojack

30 Eyl 2014 15:32

Mesaj Gönder

masalların masalı

su başında durmuşuz
çınarla ben.
suda suretimiz çıkıyor
çınarla benim.
suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

su başında durmuşuz
çınarla ben, bir de kedi.
suda suretimiz çıkıyor
çınarla benim bir de kedinin.
suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, bir de kediye.

su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
suda suretimiz çıkıyor
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

su başında durmuşuz.
önce kedi gidecek
kaybolacak suda sureti.
sonra ben gideceğim
kaybolacak suda suretim.
sonra çınar gidecek 
kaybolacak suda sureti.
sonra su gidecek
güneş kalacak,
sonra o da gidecek.

su başında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
su serin,
çınar ulu,
ben şiir yazıyorum,
kedi uyukluyor,
güneş sıcak,
çok şükür yaşıyoruz.
suyun şavkı vuruyor bize
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

nazım hikmet  
fotoğrafı yok

iapetus

27 Kas 2014 19:26

Mesaj Gönder

bakmayın çekilen perdelerin,
aydınlık oluşuna bu şehirde.
renk renk desenlerine kanmayın
saklısında kimbilir kaç yüreği
bu ayrılıklar, boğar.
kimbilir, ardına kadar susmuş ömürleri,
paslanmış ne çok kapı bekler!

hasretin gibi çarpıyorum kapıları.
soluk soluğa atıyorum kendimi sokağa.
taşlarında izmaritlerimi ezdiğim kaldırımlar,
sicim bir yağmur altında .
bir yanıtım yoktur,
seni soran açelyalara.

bir meyhane bulur beni.
beyaz keteni kirlenmiş masalar.
yorulmuş bir rakı alır beni.
kalbime seni sorar."

ne olur bir sabah kapım çalınsa
açınca gülüşün içime dolsa
belki bir meyhane biraz da rakı
sen türkü söylesen ben eşlik etsem

"o an duracak zannederim bu gevezeyi,
sol kolumda bu aşkın uyuşmuş ağrısı
otuzbeşlik ne ki ,
meyhaneci, yetmişlik getir!
tek başına gitmiyor zıkkım,
kavunun tadı zehir
sen yoksun boynu bükük saatlerin
bu akşam "dürüyemin güğümleri kalaylı",
gitmiyor be abla, değiştir şu bantı.

"bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap
zavallı kalbim ne kadar harap"
çalmıyor artık
öyle ya çoktan göçmüş abdullah yüce!."

geceye su gibi dökülse sesin
bizimle hüzünlü türküler gülse
ellerin elimi bulsa ansızın
kalbimden kalbine çiçekler koşsa  

tecrubeyle sabit

10 Oca 2015 23:03

Mesaj Gönder

"aynı şehirde sen varsın, ben varım, biz yokuz.." c.süreya  

benvedunya

02 Şub 2015 01:15

Mesaj Gönder