kalabalıklar içinde bir yalnız

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  kalabalıklar içinde bir yalnız
 
gerçekten uzak olduğu kadar yakın bir hikaye!!!!  
fotoğrafı yok

retired

22 May 2015 01:45

Mesaj Gönder

kırkını doldurmak üzereydi. prag'da bir saat kulesinin dibinde oturmuş, hayatını sorguluyordu. yılların korkularının ve derinlere attığı travmalarının, nehir yüzeyine vuran şişmiş bir ceset kadar çirkin görünen izlerini taşıyan, kemirilmiş tırnaklı parmaklarıyla yazdığı satırlarla baş başaydı. her ırktan, her renkten, her dinden çeşit çeşit insanlarla sarılıydı çevresi. striptiz barların gelgelcisi zenciler doldurmuştu ara sokakları ve ana meydanları. hemen yanlarında ise gencecik kızlar, sapsarı boyanmış saçları ve gözlerindeki masumiyetle, o sönük hayatlara tezat oluştururcasına umut doluydular. alkolle yoğrulmuş kahkaları, gencecik oğlanların iştahını kabartıyordu.
"hayat. ne kadar boşsun, ne kadar sıradansın seni tanıyanlar için. ve ne kadar büyük bir mucizesin gerçek yüzünü görmeyenlerin gözünde," diye düşündü, bizim olmasa da kendisini tanımyanların kahramanı adam.
mayıs ayının sonları geliyor olmasına rağmen hava soğuktu. nefret ettiği umutlardan ve mutlu insanlardan saklanmak için sığındığı esrar limanı kadar soğuk. gece yarısını vurdu astronomik saat. tam 24 kez çaldı çanlar. gece yarısı ve soğuk, kulenin önünde bekleşen turist kalabalığını azaltmıştı.
kendine tutamayacağı yeni sözler vermek istedi hiç utanamdan ama henüz o kadar sarhoş değildi.
"belki bir bira sonra... belki de iki!"
ne fark ederdi ki? öyle veya böyle bu oyunu oynaması gerekiyordu. her ne kadar her şeyinden nefret de etse, hayattan vazgeçmek kolay değildi. her hafta sonu sayısal loto oynamak gibiydi yaşamak. ya çıkarsa?
"lanet olsun! gülmeyin, lanet olsun..."
her gülümseyen insan, acılarına yeni acılar ekliyor, anılarına yeni hançerler saplıyordu. unutmayı her şeyden çok istediği eski hayatını hatırlatıyordu hiç kimsenin kahramanına.
hemen yan masasında oturan dört obez kız ayağa kalktılar. içlerinden biriyle göz göze geldi isa'yı öldüren mızrak. kızların gözündeki umudu gördü ve bir kez daha var oluşundan tiksindi. henüz o kadar sarhoş değildi ve muhtemelen, bir daha asla o kadar sarhoş olamayacaktı.
peş peşe devrilen bardaklar sadece sıtmalı bir it gibi titremesini arttırıyordu. hayat aynı boktan hayat olarak sürecekti... saflığın sahte umutları, genç kadın ve erkeklerin umut dolu gözlerinde parladıkça, içindeki nefret büyüyecekti. kanındaki zehir, kendi vücudunu bile zehirleyecek kadar artınca tıpkı haline acıyıp da akrebi dereden geçiren kurbağanın makus talihi gibi bir kaderi paylaşacak kurbanlar bulacak ve içinde biriken zehiri akıtacaktı...
saat kulesinin dibindeki son masalar da boşalmaya başladı. yavaş yavaş kalkma zamanı gelmişti. içindeki nefreti dışarı kusan bukowski'yi boğabildiği kadar boğmuştu. bir günü daha kapatmanın vakti gelmişti.
aklından geçen son düşünceler şunlar olmuştu; "bu akşam çok farklı bir müzik dinleyebilirdim. çok farklı notalar çalabilirdi... ama ne dinleyen buna hazırdı, ne de çalan... flüt bile hazır değildi..."
hayat işte bu kadar boktan... sabah güneş doğacak ve tüm bu pisliğin üzerini örtecek. sabahın ilk ışıklarında yeni umutlar yeşerecek. yeni filizler, yeni belkiler, yeni ya olursalar... ama olmayacaklar...  
fotoğrafı yok

retired

22 May 2015 01:50

Mesaj Gönder

gece darlanmışsın lance..  

ikey

22 May 2015 07:43

Mesaj Gönder

40 ını doldurmak üzereymiş.

kim acaba Kahkaha  

KENIROM

22 May 2015 08:24

Mesaj Gönder

bunlar hep alkol Confused  

M A B E L

22 May 2015 12:18

Mesaj Gönder