"nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" diye düşündüm, bir barın tuvaletindeydim, lakin tuvalete değil, karşımda duran aynaya bakıyordum, kafamı iyice yaklaştırıp, kendimi incelemeye başladım, aynada ki aksim de gözlerini bana dikmişti, o da beni inceliyor, tiksinerek beni süzüyordu, "nasıl bulmak istiyorsanız öyle bırakın be hocu" diye mırıldandım, lavaboya tutunup.
az önce bulunduğum masada dönen, "dövme yaptırırsan; ne yaptırırsın, nerene yaptırırsın" konulu klişe sohbetten sıkılmış, "ejderha" kelimesini daha fazla duymamak için tuvalete kaçmış ve aynada gördüğüm şeyi görünce aklıma bu cümle gelmişti. evet, dövme yaptırsam kesinlikle bu olurdu, alnımın ortasına "nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" yazdırırdım.
zira biz bir tuvalet isek, tecrübeler bizi tıkayan bok parçalarıydı.
***
buldukları gibi bırakmayan sevgililer yüzünden evrim geçiriyorduk hepimiz ve bir gün aynaya baktığımızda kendimizi tanıyamıyor, aynada ki bakışların kendimize ait olduğunu unutup, onlardan rahatsız oluyor, eskiden gördüğümüz o masum bakışları arıyorduk.
"hocu, çok tatlı bir kız ya, böyle bütün gün sarılsam sıkılmam, zaten bütün gün birlikteyiz ehe ehe, hiç ayrılmayacağız, aşk böyle bir şeymiş demek ki, hem o bensiz, ben de onsuz yaşayamam, o kadar çok seviyoruz ki birbirimizi..."
şeklinde anlatıyordum ilk sevgilimi herkese heyecanla parlayan gözler ve masum bir gülümseme ile, sizi öpen, ellerinizi tutan birinden kötülük gelmezdi ki, o sizi hep severdi, diye düşünürken birden ayrılık geldi.
"hocu, seviyorum tabi, o da beni seviyor, ama bilmiyorum ne kadar sürer, şimdilik işler iyi gidiyor, yani ben ayrılmak istemiyorum, ama tabi temkinli olmak lazım, çok bağlanmayacağım bu sefer, sonra zor oluyor bitince..."
diye anlatıyordum sonrakileri, ayrılık acısını bir kere yaşamış, ilişkilerin bitebileceğini öğrenmiş, evrimin ilk halkasını tamamlamıştım, ama halen umudum vardı, bir de insanlara güvenim, sonra nedendir bilinmez yalanlar geldi, aslında belki de hep vardı, ama ben onları yakalayabilecek tecrübede değildim.
"hocu seviyoruz tabi birbirimize de, hatun milletine güven olmaz, dikkatli olmak lazım, daha küçükten ailelerine yalan söyleyerek büyüyorlar, toplum baskısı bu hale getirmiş onları"
diye anlatıyordum kızları, yalanlarının farkına varmaya başlamıştım, ama bunun için onları değil sistemi suçluyordum, idealisttim halen, sonra sadece filmlerde gördüğüm aldatma kavramı girdi hayatıma.
"hocu, sevgiymiş, aşkmış bunların hepsi yalan zaten, sorma o yüzden hiç, bitti mi viski?"
diyerek, anlatmak bile istemiyordum artık birlikte olduğum insanları, karşı cinsi çok iyi tanıyor, yalanlarını, zaaflarını her şeylerini biliyordum, lakin ne yazık ki gizemli olan güzeldi.
gerçi henüz evrimin son halkasını tamamlamamıştım, son halka size tüm bu süreci en baştan yaşatan, tekrar bir şeylere inanmanızı sağlayıp, sonra tekrar her şeyi yıkan, böylece sizi geri dönülmeze sokandı. gittikten sonra soranlara;
"ihtilafımız itlafımdı" diyordum sadece.
***
aynaya son kez bakıp masaya döndüm, dilini çok iyi bilmediğim bir adam, yanındaki kıza ingilizceye çevirmesini rica ederek bir şeyler söyledi, kız bana dönüp, "senin için furbo diyor" dedi, "o ne ki" diye sordum, "çakal, çapkın falan gibi bir şey" dedi "tam karşılığı yok", "nereden anlamış" dedim, "bakışlarından" dedi. "sence de öyle mi" diye sordum, "yani çok güven veren bir gülüşün yok, yaramazsın biraz" dedi ve gülümsedi, masumiyet artık çok uzaktı, kendimi pis bir bar tuvaleti gibi hissettim.
sadece "nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" dövmesi yetmezdi, bir de sifon yaptırmam gerekliydi;
yoksa nasıl temizleyeceklerdi ağzımıza edenler giderken bizi.
az önce bulunduğum masada dönen, "dövme yaptırırsan; ne yaptırırsın, nerene yaptırırsın" konulu klişe sohbetten sıkılmış, "ejderha" kelimesini daha fazla duymamak için tuvalete kaçmış ve aynada gördüğüm şeyi görünce aklıma bu cümle gelmişti. evet, dövme yaptırsam kesinlikle bu olurdu, alnımın ortasına "nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" yazdırırdım.
zira biz bir tuvalet isek, tecrübeler bizi tıkayan bok parçalarıydı.
***
buldukları gibi bırakmayan sevgililer yüzünden evrim geçiriyorduk hepimiz ve bir gün aynaya baktığımızda kendimizi tanıyamıyor, aynada ki bakışların kendimize ait olduğunu unutup, onlardan rahatsız oluyor, eskiden gördüğümüz o masum bakışları arıyorduk.
"hocu, çok tatlı bir kız ya, böyle bütün gün sarılsam sıkılmam, zaten bütün gün birlikteyiz ehe ehe, hiç ayrılmayacağız, aşk böyle bir şeymiş demek ki, hem o bensiz, ben de onsuz yaşayamam, o kadar çok seviyoruz ki birbirimizi..."
şeklinde anlatıyordum ilk sevgilimi herkese heyecanla parlayan gözler ve masum bir gülümseme ile, sizi öpen, ellerinizi tutan birinden kötülük gelmezdi ki, o sizi hep severdi, diye düşünürken birden ayrılık geldi.
"hocu, seviyorum tabi, o da beni seviyor, ama bilmiyorum ne kadar sürer, şimdilik işler iyi gidiyor, yani ben ayrılmak istemiyorum, ama tabi temkinli olmak lazım, çok bağlanmayacağım bu sefer, sonra zor oluyor bitince..."
diye anlatıyordum sonrakileri, ayrılık acısını bir kere yaşamış, ilişkilerin bitebileceğini öğrenmiş, evrimin ilk halkasını tamamlamıştım, ama halen umudum vardı, bir de insanlara güvenim, sonra nedendir bilinmez yalanlar geldi, aslında belki de hep vardı, ama ben onları yakalayabilecek tecrübede değildim.
"hocu seviyoruz tabi birbirimize de, hatun milletine güven olmaz, dikkatli olmak lazım, daha küçükten ailelerine yalan söyleyerek büyüyorlar, toplum baskısı bu hale getirmiş onları"
diye anlatıyordum kızları, yalanlarının farkına varmaya başlamıştım, ama bunun için onları değil sistemi suçluyordum, idealisttim halen, sonra sadece filmlerde gördüğüm aldatma kavramı girdi hayatıma.
"hocu, sevgiymiş, aşkmış bunların hepsi yalan zaten, sorma o yüzden hiç, bitti mi viski?"
diyerek, anlatmak bile istemiyordum artık birlikte olduğum insanları, karşı cinsi çok iyi tanıyor, yalanlarını, zaaflarını her şeylerini biliyordum, lakin ne yazık ki gizemli olan güzeldi.
gerçi henüz evrimin son halkasını tamamlamamıştım, son halka size tüm bu süreci en baştan yaşatan, tekrar bir şeylere inanmanızı sağlayıp, sonra tekrar her şeyi yıkan, böylece sizi geri dönülmeze sokandı. gittikten sonra soranlara;
"ihtilafımız itlafımdı" diyordum sadece.
***
aynaya son kez bakıp masaya döndüm, dilini çok iyi bilmediğim bir adam, yanındaki kıza ingilizceye çevirmesini rica ederek bir şeyler söyledi, kız bana dönüp, "senin için furbo diyor" dedi, "o ne ki" diye sordum, "çakal, çapkın falan gibi bir şey" dedi "tam karşılığı yok", "nereden anlamış" dedim, "bakışlarından" dedi. "sence de öyle mi" diye sordum, "yani çok güven veren bir gülüşün yok, yaramazsın biraz" dedi ve gülümsedi, masumiyet artık çok uzaktı, kendimi pis bir bar tuvaleti gibi hissettim.
sadece "nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" dövmesi yetmezdi, bir de sifon yaptırmam gerekliydi;
yoksa nasıl temizleyeceklerdi ağzımıza edenler giderken bizi.
çapkın gözükmek çapkın oldugununda kanıtıdır biraz..
her gülümseyene bakarsanda bu duruma düşmek pekte mantıksız deil
bencilce olmuş sankim yazı ve suclayıcı
öncekiler daha iyiydi be hacu abi
her gülümseyene bakarsanda bu duruma düşmek pekte mantıksız deil
bencilce olmuş sankim yazı ve suclayıcı
öncekiler daha iyiydi be hacu abi
güzel demişsin ama ayrılığın ilk aşamasıdır yazmak, son aşaması ise eylem. eylemde görelim sizin gibi gençleri..
eline sağlık
guzeldi...
ilginçtir ilk gidişin tadını hiçbir gelişte bulamadık biz..
o ilk giden kadının gamzesinde böyle ölmeseydik.. belki daha sevimli olup çok gamzelerde yama bulacaktık yaralarımıza..
viskinin bazı geceler bize verdiği yetkiye dayanarak bize yaramaz diyenlerin kulaklarına eğilip 'yaram-az değil.. bilmiyorsun' diye fısıldadık..
dövme yaptırıcam dedim bende bir gece, ne yaptıracaksın dediler..
'benden çalınanı' dedim.. gittim sarhoş bir dövmeciye benden çalınanları enseme diktirdim.
bir daha dövme yaptırmak istersem yine bir gece.. ilk gidenden çalamadığım gamzeyi yaptırırım yine enseme..
ve ilk gidişin izlerini başka tenlerin terleriyle kapamak istediysekte,
gelip verenlerden çok, alıp gidenler oldu hayatımızda..
şerefe..
o ilk giden kadının gamzesinde böyle ölmeseydik.. belki daha sevimli olup çok gamzelerde yama bulacaktık yaralarımıza..
viskinin bazı geceler bize verdiği yetkiye dayanarak bize yaramaz diyenlerin kulaklarına eğilip 'yaram-az değil.. bilmiyorsun' diye fısıldadık..
dövme yaptırıcam dedim bende bir gece, ne yaptıracaksın dediler..
'benden çalınanı' dedim.. gittim sarhoş bir dövmeciye benden çalınanları enseme diktirdim.
bir daha dövme yaptırmak istersem yine bir gece.. ilk gidenden çalamadığım gamzeyi yaptırırım yine enseme..
ve ilk gidişin izlerini başka tenlerin terleriyle kapamak istediysekte,
gelip verenlerden çok, alıp gidenler oldu hayatımızda..
şerefe..
ehrimen : bencilce kısmına katılmıyorum, suçlayıcı kısmına katılıyorum...
kaleidescope: bu kadar pozitif bakabilsem keşke ben de... gerçi normalde ben sana moral verirdim : )
kesis1984,maila : teşekkürler
snitchbone: şerefe efendim, ben yine otel odalarına tutsağım önümüzdeki uzun bir dönem... yine bir kadavra yapmalıyız bence, sonradan 3 yazı çıkmıştı sırf o geceden kendi adıma ... düşünmeye zorlanmak güzel ... kardeşçe bir yarış her zaman keyifli .. yaram-az'ı bir yerde kullanmak için nereye başvurmamız gerekiyor : )
kaleidescope: bu kadar pozitif bakabilsem keşke ben de... gerçi normalde ben sana moral verirdim : )
kesis1984,maila : teşekkürler
snitchbone: şerefe efendim, ben yine otel odalarına tutsağım önümüzdeki uzun bir dönem... yine bir kadavra yapmalıyız bence, sonradan 3 yazı çıkmıştı sırf o geceden kendi adıma ... düşünmeye zorlanmak güzel ... kardeşçe bir yarış her zaman keyifli .. yaram-az'ı bir yerde kullanmak için nereye başvurmamız gerekiyor : )
| ekspermental demiş ki: |
| ehrimen : bencilce kısmına katılmıyorum, suçlayıcı kısmına katılıyorum...
kaleidescope: bu kadar pozitif bakabilsem keşke ben de... gerçi normalde ben sana moral verirdim : ) kesis1984,maila : teşekkürler snitchbone: şerefe efendim, ben yine otel odalarına tutsağım önümüzdeki uzun bir dönem... yine bir kadavra yapmalıyız bence, sonradan 3 yazı çıkmıştı sırf o geceden kendi adıma ... düşünmeye zorlanmak güzel ... kardeşçe bir yarış her zaman keyifli .. yaram-az'ı bir yerde kullanmak için nereye başvurmamız gerekiyor : ) |
yaram-az senin olsun. nasıl olsa senin yazından kürtaj oldu o.
iyi yalnızlıklar hep otel odalarında yüzüne vurur insanın.
en yakın zamanda.. tarihi belirle mesaj at. orda olurum elde bir şişeyle.
bu gece snitchbone ama erken başlayalım ... kadavra sonrası bir de yazı yazmam gerek.. malum pazar akşamı ... tavsiyem saat 20:30-22:30 arasıdır ... bir kadavra daha uzun sürmemeli ..
yeni gördüm ve 3 gündür durmadan içiyorum ve bu gece ciğerleri süte yatırıyorum.
-iflastan önce son çıkış.
müsait olduğun birgün mesaj atman yeterli bir iki gün önceden, geç vakitler için. ( 23.00 den önce selam bile yazamıyorum)
-iflastan önce son çıkış.
müsait olduğun birgün mesaj atman yeterli bir iki gün önceden, geç vakitler için. ( 23.00 den önce selam bile yazamıyorum)
üstad ben yalnız başladım ... yazıyorum şu anda ... paste'lerim bir saate falan buraya da .. biter herhalde o zamana da ...
illa denk gelicez bu aralar yoğunum bende.
illa ikimizin de alkollu olduğu, kalemi elimize aldığımız bir ortak dakika olacaktır. özlemeyi saymıyorum bile o zaten 24 saat hep ortak nokta.
velasıl kelam yalnız olmaz. nerede kaldı spontane özneler?
illa ikimizin de alkollu olduğu, kalemi elimize aldığımız bir ortak dakika olacaktır. özlemeyi saymıyorum bile o zaten 24 saat hep ortak nokta.
velasıl kelam yalnız olmaz. nerede kaldı spontane özneler?
experimental, kaleidoscope, snitchbone
3 güzel yazıya da teşekkürler
3 güzel yazıya da teşekkürler
ben hep cesur insanları sevmişimdir. adım atarken korkanların benden kaçırdıkları var,çaldıkları var. yaşayacaklarımı çalıyorlar, ben sinirleniyorum. halbuki zaman geçiyor, birinin nabzı atmış atmamış banane, sanki görebilecek mi uzaktan zamanı... lordlara inanmam zaten, kimse göremedi ki içine adım atmadığı zamanı..yaşananların götürdüklerinden kaçarken o hırsızlar, ben yaşananların getirdiği çizgileri düşünüyorum hep. kuşları pek sevmem, ama bi kaç tane güvercinim ve kargam var,her sabah bıkmadan gelen,bazen kovuyorum yine de geliyorlar, acaba yeterince uzun vakit geçirsek benzer miyim onlara.onlar benim hep yaşayacağıma inanıyor sanırım,uzaklaşsam gitsem bile yuvama dönüyorum, onlar zaten ordalar. alışkanlıklarımdan vazgeçmiyorum ben hiç, kız verilmeyecek insanım,hepsi var bende. en çok da kumarı seviyorum, o belkilerle dolu kısmı hep gel diyor bana. anahtarlarımı bırakıp çıkıyorum evden hep, ben birilerinin bana kapıyı açmasını seviyorum belki. atları çok seviyorum, koşarken güzel görünüyorlar diye. sanırım balkonumda bi kaç tane de at beslemem gerek, gün gelir beki koşmalarını izlersin diye. her sayfayı çevirirken bilmediğim bir adamı düşünüyorum, sayfa yarım kalmış geri dönüyorum. ah bitti çeviriyorum derken bitmemiş halbuki, kocaman bi boşluk var orda. ben boşluğun tam da ortasına girmek istiyorum. tekrar banane, hiç dee ilgilendirmez beni ne kadar kirlenmiş, belki de ben daha çok kirletmek istiyorum, yine banane. belki de temizlenir, ama nabzı atmazsa.. banaannneee, ben her gelişini seviyorum, hiç tanımadığım bi adamın. tek bir soruyla hayatı değişen insanlar gördüm, milyonlarca cevapla yerinden kıpırdamayan ruhlar da gördüm. kimse bilmez ki ben çok güzel izledim, çok uzun izledim, belki sinirim bundandır. damarlarımdaki kıskançlığa dur dedikçe biriktiler sanırım bi yerlerde, belki de bundandır hırçınlığım. ama böyle de sevdim izlemeyi, halbuki ben hep dinlemek daha çok daha sıkı dinlemek istedim.damla damla birikti, ben seni istedim, içimde hep sen birikti..
bitince hep aynı şeyler düşünülüyor , hep aynı yorumlar yapılıyor , hep aynı edebiyatlar yazılıyor ve her defasında aynı ton , aynı vurgu ve aynı duygularla yorum yapılıyor ve hep aynı senaryolar yazılıp çiziliyor....sonunda yine hep aynı hatalar yapılıyor... ve başta yazdıgım gibi bitiyor..bitince hep aynı şeyler düşünülüyor , hep aynı konular........ sabah kadar aynı yazıyı okuyabilirsiniz