sümerliler ve tanrılar tarihi.

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  sümerliler ve tanrılar tarihi.
 
uzun zaman önce gönül tekin ve ılmiye çığ'dan etkilenerek çıkardığım notları paylaşmak istedim... hedefim 2.sayfaya ulaşmak!=)

başlıyorum Neutral

sümerliler, m.ö. 4000 - m.ö. 2000 yılları arasında, basra körfezinde nehirlerin denize döküldüğü bölgede eridu, uruk, lagaş, nippur, sippar, larsa, umma, şuruppak gibi temel ve daha bir çok ufak şehirlerle çevrili bölgede yaşadılar. sümerlilerin bizim için önemi şudur; tarihte elimize ulaşan ilk yazılı metinler, bu uygarlığa aittir.





görüldüğü üzere mekanları kıyak olan bu büyük uygarlığı üstün körü incelemek gerekirse;

tarihi bilgiler, sümerlilerin orta asyadan bu bölgeye göç ettiklerini gösteriyor. yani sümerliler, bugün bölgede yaşayan semitik ırktan değildi fakat yıkılışından sonra semiktik ırklar arasında eriyerek yok oldu.

sümerlilerin orta asya'dan göç etmesi, atatürkün bile ilgisini çekmiştir, sümerlilerin türk olup olmadıkları, türkçe konuşup konuşmadıkları araştırılmıştır (güneş dil teorisi mevzuu. sonradan asılsız çıkmıştır). eldeki veriler, orta asyada çok eski dönemde sümerliler ile türklerin komşu olabilecekleri ve birbirlerini etkilemiş olabilecekleri tahminlerini yaptırıyor. her iki dilde de ortak bazı kelimelerin ve deyişlerin olduğu biliniyor. soğan, sarımsak gibi birçok kelime her iki dilde de aynı (tanrı eski türkçede tengri, sümercede ise tengirdir). sümer atasözü olan ''tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır'' sözünü bizler hala kullanıyoruz. tembeller için bugün söylediğimiz ''malak gibi yatıyor'' sözünün aslı ''balak gibi yatıyordur'' balak, sümer tapınaklarındaki törenlerde kullanılan, yerinden kıpırdatılması çok zor olan ve devasa büyüklükte bir davuldu. du-balak kelimesi, bugün dilimizde dümbelek olarak yaşamaktadır.

bugün dünyadaki tek tanrılı dinlerin ilham vericisi olan sümer dini, önceleri tanrısız bir dindi. insanlar öncelikle büyük tabiat güçlerine taparlardı. büyük tabiat güçleri pasifti, yaratıcı güçten yoksundu. bu tabiat güçlerine sonradan tanrısallık biçilmiştir. insan aklı soyuttan somuta doğru gelişmiştir ve soyut şeyleri antik çağların insanları somutlaştırmak istemiştir (dinler de bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır). örneğin ninurta, önceleri rüzgarın içindeki enerjiydi, sonraları rüzgar tanrısı oldu. (ninurta ismi, fonetik değişimlerle önce nimurt ve sonra da nemrut olmuştur, bitlisteki nemrut dağı)

ve huzurlarınızda ninurta...





nemrut...





ve sonrasında...tanrı tammuz (dumuzi); tammuz ise ilk etapta (tammuz çok çok önemli bir tanrıdır, bölgeden bölgeye çeşitli şekilleri, görünümleri ve versiyonları vardır) ağacın ve bitkilerin içindeki enerjiydi, sonraları çeşitli tanrılara döndü . tammuzun bu haliyle simgesi hem bir hurma ağacı hem de ama-usum galana denilen yılandır (bu şekilde tasvir edildiği bölgede tammuz adı, ''oğul, çocuk'' anlamına gelen damu olur). benzer şekilde tanrı ningiszhida, toprağın altına inen gücü simgeleyen dallar ve yılan olarak simgelenmiştir ve bugün tıbbın sembolü olan dala sarılı iki yılanın ana kaynağıdır.

ningiszhida





ve en önemli diye belirttiğimiz tanrı tammuz'a göz atmak gerekirse;

bütün tanrı ve tanrıçalar içinde tammuz (dumuzi) ve inanna, bizim açımızdan çok önemlidir. bu tanrı-tanrıça çiftinin değişik versiyonları ve değişik adları kafa karıştırıcı gibi görünecektir; ancak bugün birçok şeyin özünde bu ikisi yatar. örneğin tanrı tammuz, sümer ülkesinde bile küçükbaş hayvancılığın yapıldığı şehirlerde, büyükbaş hayvancılığın yapıldığı şehirlerde ve tarımla geçinen şehirlerde farklı anlaşılmış, farklı anlatılmıştır.

tammuz...




tarımla geçinen toplumlarda, bitkinin ve ağacın içindeki enerji olarak damu görüntüsüyle karşımıza çıkan tammuz, küçükbaş hayvancılıkla geçinen bölgelerde karşımıza koyunun, keçinin vs. içindeki yaratıcı güç olarak karşımıza çıkar. bu bölgelerde ayrıca tammuzun ölümüne dair metinlere ve rölyeflere rastlanır. hayvanlar yavruladıktan ve sütten kesildikten sonra, yani içlerindeki yaratma güçleri sona erdiği mevsimde, tanrı tammuz ölmüş olur. bu, bizim bildiğimiz manada bir ölüm değildir; bazı metinlere göre tammuz derin bir uykuya yatmıştır veya yer altı dünyasına inmiştir veya bir mağaraya saklanmıştır. fakat tammuz geri gelecektir, hayvanlar tekrar yavrulayacak ve süt vereceklerdir.

büyükbaş hayvancılıkla geçinen bölgelerde ise tammuz, göğe çıkmış vahşi bir boğadır (bu dönem, artık yaratıcı tabiat güçlerinin tanrısallaştığı ve göğe çıkarıldığı m.ö. 2500'lere rastlar). bu dönemde tammuz, boğa burcunu simgeler. güneşin ilkbaharda boğa burcuna girmesi, vahşi boğanın güneş olarak 12 burcu geçerek sürmesi ve bir yılı meydana getirmesi demekti. gök gürültüsü bu boğanın kükremesi, şimşek ise bu boğanın tanrısal hiddetidir.

m.ö. 2500ler önemlidir, çünkü sami ırktan araplar, sümer bölgesine yerleşmeye başlar. akad kralı i. sargon bölgeyi işgal eder ve akad krallığını kurar. akadlar bölgeyi işgal ettiklerinde muazzam bir medeniyetle karşılaştılar. bu döneme kadar sümerliler, gökbiliminde hayli ilerlemişlerdi. akadların da etkisiyle bu gökbilimi ilerledi ve tanrılar gökte konumlandırıldı. hatta yeryüzünde, eridu kentinde olduğuna inanılan cennet (yani dilmun ülkesi) bile gökyüzüne taşınmıştır. cennetin kralı tanrı enkidir.

enki...





tanrı enki, tammuzun babasıdır, yer altı sularının ve kaynakların tanrısıdır. zaten tammuz, ilk olarak bu dilmun ülkesindeki haliyle tasvir edilmiştir; tammuz için metinlerde şöyle denir: bir yığın haşur ormanlarının arasında sen pırıl pırıl parlayan bir selvi ağacıydın ve senin bulunduğun yere sadece güneş gelebilirdi. bu nedenledir ki, sümer tapınaklarında bunun sembolü olarak selvi ağacı dikilirdi. tammuz, sular tanrısı enkinin oğlu olduğu için, tapınaklarda aynı zamanda havuz, su kuyusu veya çeşme de olurdu. bugün mezarlıklarda selvi ağaçlarının olmasının nedeni, selvi ağacının ebedi hayatı simgelemesidir, çünkü tammuz gerçek anlamda hiçbir zaman ölmez (temmuz ayı tammuzdan gelir, domuz kelimesinin de tammuzun diğer adı olan dumuziden geldiği düşünülüyor. çünkü tammuzu ve daha sonraları dönüştüğü tanrı olan adonisi de öldüren domuzdur. domuzun islamiyette ve yahudilikte haram olmasının altında yatan nedenin bilinçaltında, domuzun tanrı katili olması yatar. ayrıca ekonomik açıdan, domuzun küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi ve dönemin şartlarınca yaz aylarında etinin sıcağa dayanamayarak çabuk bozulması da nedenler arasındadır).

tammuz, her yıl ilkbaharda aşk ve bereket tanrıçası inanna ile evlenirdi. tammuz ve inannanın birleşmeleriyle dünyaya bolluk, bereket ve yeşillik gelirdi, hayvanlar yavrulardı (günümüzdeki nevruz, hıdırellez ve paskalya düşüncesi). bu birleşme, insanlar tarafından şenliklerle ve ziyafetlerle kutlanırdı. tammuz ve inannanın birleşmesini temsilen, sümer kralı ve inanna tapınağının baş rahibesi, tıpkı tanrı-tanrıça çifti gibi kutsal birleşmeyi gerçekleştirirlerdi.

inanna...





inanışa göre, kutsal evlilik öncesinde tanrıça inanna yıkanır, annesi ile konuşarak ondan tavsiyeler alır, kapı arasından hediyelerin gelişini gözler. daha sonra gelin odası hazırlanır ve çeyizler ziyaretçilere gösterilir. ancak tüm bu hazırlıklar tamamsa tammuzun içeri girmesine izin verilir. 6000 yıldır bu evlilik töreni, o bölgede, bölge çevresinde ve anadoluda bu şekilde devam etmektedir.

kutsal evlilik törenlerini anlatan metinlerde hep neşeli şeylerden söz edilir. inanna genç ve güzel bir kızdır, tammuz ise genç ve yakışıklı bir delikanlı. evlilikten önce gençler gizlice bahçelerde buluşurlar (çünkü annelerinden korkmaktadırlar, bu gizliliği tammuzun kız kardeşi tanrıça gestinannanın arabuluculuğuyla sağlarlar), aşıklar sabahlara kadar gezip dans ederler. bu hikaye şeklindeki şiirlerin terminolojisine bir yerde daha rastlanır: tevrattaki süleymanın şarkıları bölümünde. kullanılan terminolojideki benzerlikler inanılmaz boyuttadır; neşideler neşidesi'nde resmen tanrıça inanna anlatılır. sümerlilerin tapınaklarında tanrı ve tanrıçaların tahtadan yapılmış putları bulunurdu ve bunlar değerli taşlarla süslenirdi. inanna putunun aynısını, hz. süleymanın neşidesi'nde görürüz (gözlerin yahut olması, gözlerin akikten süslerle dolu olması vs). bu açıdan, kutsal bir kitapta bir putun övülüyor olması son derece ilginçtir.

tammuzun bitki ve ağaçla ilişkilendirilmesine ek olarak, hayvancılıkla uğraşan bölgelerde çoban tanrı ünvanı da verilmiştir. bu çobanın hastalıkları iyileştirme ve öldükten sonra dirilme gibi özellikleri vardır. tammuzun ölümden dönerek bir anlamda dirilmesi 25 aralıka rastlar, tıpkı iyi çoban isa gibi (noel). bugün hıristiyanlık inanışında (hatta artık müslüman bir ülke olan türkiyede de) noelde noel ağacı süslenir. süsler, her türden meyveyi ve bereketi simgeler, ağaç ise tammuzu. çünkü o ağaç, dilmun ülkesindeki (yani cennetteki) ağaçtır ve güneşin zaferidir (tıpkı tammuza sadece güneşin ulaşabilmesi gibi). sol invictusun zaferi!

bu ağacın çok kutsal olması, bu ağacın bir parçası olan dalın da erkin simgesi olmasını doğurur. bu nedenledir ki, sümerden beri krallar, peygamberler vs. bu erkin simgesi olarak ağaç dallarından asa kullanmışlardır. bunlardan en meşhuru, şüphesiz musanın asasıydı. musa, asasını eline aldığında dal yeşillenirdi (çünkü tammuzun bereketi var).

musa;dan söz etmişken, musanın 10 emir ile dağdan indiği sırada halkının altın bir buzağı heykeli yapıp tapmakta olmaları üzerine sinirlenip tabletleri parçalamasını hatırlayalım. bu put, gökyüzündeki boğa burcunu simgeliyordu ve altından olmasının nedeni de burca yansıyan güneş ışığı gibi sarı olmasıydı. musanın gerçekten kızdığı şuydu: artık boğa çağı bitmiş koç çağı başlamıştı ve insanlar yanlış puta tapıyorlardı.

üç tek tanrılı dinin babası olarak kabul edilen hz. ibrahimin babası bir sümer rahibidir. sümerlilerde tapınaklar aynı zamanda bir çeşit observatuardı. burada gökyüzü sürekli olarak izlenir, yıldızların konumuna göre tanrılar ve tanrıçalar yorumlanırdı. gökyüzü biliminde mısırlıların ve hatta yunanlıların ileri olduğu sanılır. ancak yazılı metinler incelendiğinde, sümerlilere ait kayıtların yüzlerce hatta binlerce yıl önce yazıldığı anlaşılmaktadır. ibrahim de, bir sümer kenti olan ur şehrinde doğmuştur ve gökyüzüne dair bu bilgilerin hepsinden haberdardır. ur kentini terk ettiğinde bir ağacın altında uyuyakalır, rüyasında bir meleğin gökyüzünden bir merdivenle indiğini görür. bunun üzerine, uyanınca oraya bir kuyu açar. yine karşımıza ağaç ve su kuyusu temalı bir görüntü çıkar. aynı temalar, süleymanın tapınağında da bol bol mevcuttur.

tammuzun bir çok yönü olması gibi, inannanın da farklı yönleri vardı. inanna, sabah yıldızı olarak savaş tanrıçası, akşam yıldızı olarak da aşk tanrıçası idi. aşk tanrıçası olmasının bir yönü de kutsal fahişe olmasıdır. tevratta ona ey babilin kızı!diye hitap edilmiştir. sümerde, babilde (ve hatta erken anadolu dönemlerinde bile) her genç kız evlenmeden önce tapınağa gider ve orada bir kere olmak üzere yabancı bir erkekle para karşılığı beraber olurdu. bu parayı tapınağa bağışladıktan sonra tapınaktan ayrılabilir ve artık evlenebilirdi. bu tür bir cinsel birleşme son derece kutsal sayılırdı (tıpkı tammuz-inanna veya kral-baş rahibe birleşmesinde olduğu gibi). bunu yapmadan genç kız evlenemezdi. asilzadeler bile kızlarını kendi elleriyle bu tapınaklara getirmişlerdir. çirkin kızların kötü bir kaderi vardı; bazen kendileriyle beraber olacak bir erkek çıkması için yıllarca tapınaklarda beklerlerdi. bunun dışında tapınak rahibeleri, bu kutsal fahişeliği sürekli olarak yaparlar ve tapınağa gelir sağlarlardı (ancak belirttiğim gibi, bu utanç verici bir iş değil son derece kutsal bir görevdi, onlara sokak fahişesi muamelesi yapılmazdı). bu kadınların diğer kadınlardan ayrılması için, başlarının bir şalla örtülmesi zorunluydu. bu baş örtme mevzusu, dindar kadın motifiyle her 3 tek tanrılı dine de geçmiştir. inannanın kutsallık ve fahişelik gibi iki yüzünün olması (ki dönemim tüm tanrılarının farklı farklı yüzleri vardır; iyi-kötü, güzel-çirkin, müşfik-gaddar gibi) hıristiyanlıkta da karşımıza çıkar. isanın annesi meryem kutsal, magdalalı meryem (maria magdalena) ise fahişedir, burada iki ayrı kadın olarak karşımıza çıkar. ayrıca, isanın annesi meryem lady madonnadır,bizim hanımefendimizdir, tıpkı babilin baştanrısı mardukun eşi beltinin ünvanının bizim hanımefendimiz, bizim annemiz olması gibi. marduk ve belti de bahar gelişinde kutsal evlenmeyle birleşirlerdi, bereketi getirirlerdi. bu birleşmelerde belti bakire kalırdı, tıpkı meryemin isayı bakire olarak doğurması gibi.

kutsal fahişeliğe yahudiliğin ilk dönemlerinde rastlanır, ancak sonradan yasaklanmıştır.

ve sümer masalına kafadan dalış yapan akadlar ve dinllerin-tanrıların şekillenişi...

sami irktan olan akadlar, m.ö. 2500te sümer uygarlığı ile tanışınca, medeniyetlerinin ve dinlerinin etkisi altına giriyorlar. sümer dinini kendi dinleriyle aynileştiriyorlar. örneğin tammuz, bitki ve ağaç tanrısı ve çoban tanrı iken, aynı zamanda güneş tanrısı da oluyor. çünkü sami ırk için güneş çok önemli ve en büyük tanrı. tanrıça inannayı da venüs (zühre) yıldızıyla kişiselleştiriyorlar, çünkü inanna, ay tanrısı nannanın kızıydı.

akad kralı i. sargonun, imparatorluğunu batıya ve kuzeye doğru genişletmesiyle birlikte, sümerin hem uygarlığı hem de dini yayılmaya başlıyor. batıya ilerledikçe önce akdenizde fenikelileri, lübnan ve palestine (filistin) topraklarını etkilemeye başlar. buradaki semitik toplumlarda inannanın adı artık ishtar(iştar)dır, fenikeliler ise inannaya astarte derler.

iştar...





astarte...





fenikede astarte, adonise aşıktır. adonis, tıpkı tammuz gibi hem bitki hem de güneş tanrısıdır, yılın belirli zamanlarında ölür ve ölümü yine bir domuz yüzünden olur. yani tammuz, artık burada adonis olmuştur.


adonis'in domuz tarafından öldürülüşü





fenikelilerin denizci bir millet olmaları nedeniyle, doğunun mitolojisi, dinleri, tanrı ve tanrıçaları batıya doğru yola çıkar ve öncelikle yunan ve roma topraklarını etkiler. batı, yine doğudan etkilenir ve kökü sümerlilere dayanan bu dini kendi motifleriyle işler. mesela astarte olan inanna, artık antik yunanda aphrodite(afrodit) olmuştur.




keza zeus, ninurtanın yunanistandaki biçimi olmuştur. ninurtanın simgesi ceylandı, m.ö. 2500te göğe çıkarak orion yıldızı ile simgelendi, yağmur ve fırtına tanrısıydı. antik yunanda güneş tanrısı helios (ilyas), yağmur ve güneşin bir araya gelmesini simgeler ve bahar gelir (hıdırellez, hızır ve ilyas;ın bir araya gelmesi).

adonis ve astartenin hikayesi, anadoluda kendisini attis ve kibele olarak göstermiştir. attis de tıpkı tammuz ve adonis gibi, bir ağacın altında bir domuz tarafından öldürülmüştür.




kibele...




yakındoğuda da tammuz ve inanna, farklı versiyonlarıyla her devirde karşımıza çıkar. ürdün civarında m.ö. 400 - m.s. 106 yıllarında kurulmuş olan nebatilerin, iran, babil ve roma etkileri taşıyan karışık bir din anlayışı vardı. burada bitki, asma ve şarap tanrısı dusaresi görüyoruz (antik yunandaki dionysos). dusaresin karşısında ise tanrıça al-lat vardır ki, kuranda kabedeki putlardan biri olarak adı geçer. al-lat, tanrıça inannanın, ishtarın, esterin ve astartenin bir versiyonudur ve diğer adı kaabtır (kabe adının kökeni). al-latın simgesi siyah taştır (kabedeki hacer-ül esvet, müslümanlar hala bu taşı öperler); al-lata inananlar da bu siyah taşa tapınırlardı.

dusares...





al-lat...




sabianlar (sabiilier), harran tarafında yerleşmişlerdi ve ay tanrısına taparlardı. burada hasat zamanında buğdayın toplanması ve öğütülmesi zamanında sabiiler ağlarlardı, çünkü tanrı davuz(isimden emin değilim) tıpkı tammuz gibi ölürdü. sabiiler için buğday ve ekmek çok kutsaldı. çünkü bunlar davuzun etiydi, tıpkı isanın eti olması gibi (ve dionysosun kanının şarap olması gibi). bu nedenledir ki, bugün anadoluda hâlâ ekmek yere düştüğü zaman öpülür ve başa konur, ekmek ve buğday kırıntısına basmanın büyük günah olduğuna inanılır ve ekmek bıçakla kesilmez. çünkü buğday bu bölgenin ana besiniydi, insanlar bunu yiyerek hayatta kalırlardı ve buğdayın içindeki besleyici enerji onlar için çok kutsaldı.

ve final...

babil etkisiyle tek tanrıya geçiş...

marduk, tıpkı tammuz gibi başlangıçta bitki, ağaç ve tarım tanrısı iken, semitik ırkın etkisiyle güneşle de özdeşleştirilmeye başlanmıştır. marduk, babil kentinin tanrısıydı, kentin güçlenmesiyle bu tanrı da güçlendi. çünkü o dönemde, hangi kent diğerlerinden daha güçlüyse o kentin kralı baş kral, o kentin tanrısı da baş tanrı oluyordu. marduk, m.ö. 20 yy.da kral hammurabi tarafından baş tanrı ilan edilmiş, m.ö. 16 yy.da kral buhtunnasr tarafından tek tanrı ilan edilmiştir (bu açıdan marduk tarihteki ilk tek tanrıdır, m.ö. 12 yy.daki mısırlı tek tanrı aton ve musanın tek tanrısı yehova/yahve/elohimden çok daha önce). ancak kral buhtunnasr, bu tek tanrı kabulünü kendiyle sınırlı tutmuş, ulusuna yayma gücünü gösterememiştir.

marduk...




enuma eliş (gökyüzünde anlamına gelen sümerce kelime;destanın anlatan şiirin ilk sözüdür ve destan bu nedenle bu isimle adlandırılır) yaratılış destanına göre tanrı marduk, ilk kaosun canavarı tiamatı (tuzlu suların da kişiselleştirilmesidir, marduk tatlı ve tuzlu suyu birbirinden ayırmıştır, tatlı-tuzlu suyun birbirine karışmadığı kuranda da geçer ve müslümanlarca o dönem bilinemeyecek şeyler kuranda yazıyor diye yorumlanır; oysa enuma eliş destanı, kurandan binlerce yıl öncedir) öldürür ve böylece yeryüzünün ve gökyüzünün efendisi olur. tiamatın yarısından gökyüzünü, diğer yarısından yeryüzünü yaratır; taimatın damarlarından nehirleri, kemiklerinden dağları yaratır. böylece dünya daha önce soyutken, somut bir hale bürünür. marduk, tanrıların tanrısı konumuna gelir, tanrılara hizmet için insanlar yaratılır. diğer tanrılar kendi güçlerini ve isimlerini marduka verirler, böylece mardukun 50 kadar ismi olur (allahın 99 ismi gibi). marduk ve eşi belti, tammuz ve inannanın babil versiyonudur, kutsal evlilik ve birçok konu benzerlik gösterir.

asurluların bölgede güçlenmesi ile kendi tanrıları olan tanrı asur güçlenmiş ve marduk önemini kaybetmiştir. asur, mardukun tüm tek tanrılık özelliklerini almıştır. asurda da ağaç motifi karşımıza çıkar çünkü tanrı asur bir ağaç şeklinde tecelli ederek dünyayı yaratmıştır. yahudilerin ataları, tanrı asur ile tek tanrıyla tanışırlar ve kabala inancı başlar (vikipediden kabala için bilgi: kabala alimleri fikirlerini zohar'da kaydetmişlerdir. tanrı birdir. bütün varlıklar ondan doğmuştur. onun varlığında anlayış, hikmet meydana gelmiştir. hikmet baba, anlayış ise anadır. bunlardan oğul olarak ilim doğmuştur. akıldan, azamet ile kudret meydana gelmiştir. bunlar tanrı'nın iki kolu mesabesindedir. tanrı, bunların birincisiyle hayatı doğurur, ikincisiyle onu yok eder. kabala tefekkürüne göre tanrı hiçbir çıkar düşünmeden sevmek (aşk) ve kalp nuru aracılığıyla, ruh kendi benliğinden tecerrüt eder, aslına kavuşur. o zaman tanrı'nın irade ve tefekküründen başka kendisinin irade ve düşüncesi kalmaz. insan için böyle bir ilahi aşka malik olmak büyük nimettir).

böylece zamanla yahudilik inancı gelişir, sümerin eski tanrıları meleklere, peygamberlere ve şeytanlara dönüşür (tek tanrı gene yalnız kalmaz).

ve sayısal değerler...

sümerliler, gökteki 12 burcu ilk kez keşfeden uygarlıktır. bir gün 12 saatten oluşuyordu ama 1 saatleri bizim 2 saatimize eşitti; yani toplamda yine 24 saatti. isanın 12 havarisi, bu burçları temsil eder. çünkü sümer inancına göre, burçlarda birer tanrı otururdu ve güneş tanrısı bu burçlerı ziyaret ederdi (her 2150 yılda bir güneş başka bir burca denk gelirdi ve sümerliler bunu hesaplamışlardır).

bugün yahudilikteki ve hıristiyanlıktaki 7 kollu şamdan, sümerin meşhur ağacını ve yedi seyyareyi temsil eder. tek tanrılı dinlerdeki cehennemin 7 kapısı, sümerin yer altı dünyasının 7 kapısı olmasından gelir.

sümerde sayı sistemi onluk değil altmışlıktı. en büyük tanrı enlilin sayısı 60tı. ay tanrısı nannanın sayısı 30du (ayın 30 gün çekmesi).

sümerliler, gökyüzünü 3e ayırmışlardı; kuzey gökyüzü, orta gökyüzü ve güney gökyüzü. bunlardan biri görünürken, diğeri ufukta belirir ve bir diğeri batardı.

ilahkelimesi ebced hesabına vurulursa, karşılığı 36 çıkar. çünkü güneş ve ay kendi yörüngelerini izlerken, her ikisinin menzilleri, bu 12 burca çok yakın olur. bu burçlar, 36 ana yıldızdan oluşur. çünkü 3 gökyüzü ve 12 burç 3x12=36. ilmukah, yani ilah, islamiyete ay tanrısı olarak geçmiştir (kabedeki ay tanrısı al-ilah ve sonrasında dil yapılanması sonucu allah olarak dilimize kadar gelmiştir).  

En son Uchiha Sasuke tarafından 29 Tem 2012 15:11 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:23

Mesaj Gönder

tebrikler sasuke Bravo

eski manitalarda etli butluymuş Confused  
fotoğrafı yok

JohnnyRook

02 Mar 2010 20:24

Mesaj Gönder

okumaya açacaktım frolic, tamamen alışkanlık olduğu için buraya denk geldi. Neutral ama muhakkak oku boş zamanında=)  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:25

Mesaj Gönder

johnnyrook demiş ki:
tebrikler sasuke Bravo

eski manitalarda etli butluymuş Confused


sen de oku!  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:27

Mesaj Gönder

uchiha sasuke demiş ki:


sen de oku!


güzel hatırın için okurum sasuke !  
fotoğrafı yok

JohnnyRook

02 Mar 2010 20:29

Mesaj Gönder

saol rook!=) evrensel bilgiler var içinde=)  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:30

Mesaj Gönder

ne yaptın be abi
: )

ötükenliyiz çok şükür
eline sağlık  

Furai

02 Mar 2010 20:31

Mesaj Gönder

ait olduğumuz yerdeyiz sanırım=)

saol furai=)  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:33

Mesaj Gönder

keşke onlarada bakmasaydın be justapose=)  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:34

Mesaj Gönder

bunu hakkaten beğendi  

CosMo

02 Mar 2010 20:35

Mesaj Gönder

aklıma sanat tarihi okuduğum yıllar geldi saolasın.  

gokhanproject

02 Mar 2010 20:36

Mesaj Gönder

okudum !  
fotoğrafı yok

JohnnyRook

02 Mar 2010 20:37

Mesaj Gönder

olumsuzluk eki demiş ki:
bunları not olarak kendın cıkarıp bırlestırıp
burayamı yazdın
tebrık ederım valla
ellerıne saglık


gönül tekin harvırdlı bir ablamız, onun makalelerini e.posta olarak alıyorum, onlardan derlemiştim zamanında=) aslı çok geniş bir özet ya kısaca elimizin altında olsun diye eklemek istedim siteye=)  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:39

Mesaj Gönder

saolun cosmo ve gökhan=)  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:40

Mesaj Gönder

juxtapose demiş ki:
okuma opiindeki ilk postum çok heycan verici Confused


artık tamamen sanal olarak mı heyecanlanıyorsun? Neutral  

Uchiha Sasuke

02 Mar 2010 20:42

Mesaj Gönder




Sayfa:  1 2 3 4 5   Sonraki