onlar pahalı şarapların ucuz sarhoşlarıydılar
her terli gecenin sonunda tanrı'ya sataştılar!
.
.
bu yüzden sevmedim seni
bu yüzden istemedim sonu hep ayrılık olan bu hikayeyi
biliyorum
bilmiyorsun...
bir kentten ötekine kalkan bir otobüs camında düşlüyorum seni
bir baş ağrısı oluyorsun
şeytan! diyorum adına aklımın oyunlarının
kolaya kaçıyorum tiksindiğim herkes gibi
ben kaçtıkça yakalıyorsun...
matematiksel denklemlerin bilinmeyeni gibi bildim seni
herhangi bir doğrunun karşılığı olan
ve binlerce bilinenler içinde
herhangi bir rakama benzemenden
korktum.
bulmak kaybetmekti
bulunmayanımdın
ben
hep
aramalıydım!
aşk dediğin ancak böyle tanrılaşabilirdi!
bütün yönleri avuçlarımda tutup
yaşamak denilen labirentte kayboluyordum zaman zaman
kim öper ki hüznü dudaklarından?
sana benzeyen putlara taptım
olmadı defalarca kırdım attım
inanmak hezeyandı
kaçtıkça senden
tanrı'ya yakardım
yakardın..
düştükçe göğsümün bilinmez bir yanına,
ben susardım...
başka başka kadınlar olsun istedim düşlerinde
her terk edilişinde bana dön diye
sen döndükçe ben güçleniyordum
ben güçlendikçe sen küçülüyordun
böyle vazgeçebilirdim senden
aşk'ın kim tutabilir ki ellerinden?
gitsem ihtilal olurdu
kalsam üşürdüm
frued'la gölgelenmiş çıkmazlarda kaybolurken
sensizliği düşünürdüm..
aristo olurdu zaman
yüreğimden geçtiğin her an...
sema enci
En son l0ly tarafından 22 Ağu 2009 13:31 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
her terli gecenin sonunda tanrı'ya sataştılar!
.
.
bu yüzden sevmedim seni
bu yüzden istemedim sonu hep ayrılık olan bu hikayeyi
biliyorum
bilmiyorsun...
bir kentten ötekine kalkan bir otobüs camında düşlüyorum seni
bir baş ağrısı oluyorsun
şeytan! diyorum adına aklımın oyunlarının
kolaya kaçıyorum tiksindiğim herkes gibi
ben kaçtıkça yakalıyorsun...
matematiksel denklemlerin bilinmeyeni gibi bildim seni
herhangi bir doğrunun karşılığı olan
ve binlerce bilinenler içinde
herhangi bir rakama benzemenden
korktum.
bulmak kaybetmekti
bulunmayanımdın
ben
hep
aramalıydım!
aşk dediğin ancak böyle tanrılaşabilirdi!
bütün yönleri avuçlarımda tutup
yaşamak denilen labirentte kayboluyordum zaman zaman
kim öper ki hüznü dudaklarından?
sana benzeyen putlara taptım
olmadı defalarca kırdım attım
inanmak hezeyandı
kaçtıkça senden
tanrı'ya yakardım
yakardın..
düştükçe göğsümün bilinmez bir yanına,
ben susardım...
başka başka kadınlar olsun istedim düşlerinde
her terk edilişinde bana dön diye
sen döndükçe ben güçleniyordum
ben güçlendikçe sen küçülüyordun
böyle vazgeçebilirdim senden
aşk'ın kim tutabilir ki ellerinden?
gitsem ihtilal olurdu
kalsam üşürdüm
frued'la gölgelenmiş çıkmazlarda kaybolurken
sensizliği düşünürdüm..
aristo olurdu zaman
yüreğimden geçtiğin her an...
sema enci
En son l0ly tarafından 22 Ağu 2009 13:31 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
harbiden etkileyici
yine geyiğe taşıyın e mi
bir misafirliğe gitsem,
bana temiz yatak yapsalar;
her şeyi, adımı bile unutup
uyusam...
melih cevdet anday
bugün bunu düşündüm. yapmayı istedim.
bana temiz yatak yapsalar;
her şeyi, adımı bile unutup
uyusam...
melih cevdet anday
bugün bunu düşündüm. yapmayı istedim.
ibocum seninki hangisi?
sen mi yazdın
| starling demiş ki: |
| bir misafirliğe gitsem,
bana temiz yatak yapsalar; her şeyi, adımı bile unutup uyusam... melih cevdet anday bugün bunu düşündüm. yapmayı istedim. |
ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım gogen'i tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
gogen'e,
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş....
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum fatih, selim, kanuni
bazen kadın hamamında tellak....
bazen christoph colomb
napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri
`timur 'ken beyazıt'ı yenişimi....
bir kere aristo'nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen jan dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
shaskespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be platon...
bir içsinde görsün....ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
islak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim...
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım gogen'i tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
gogen'e,
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş....
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum fatih, selim, kanuni
bazen kadın hamamında tellak....
bazen christoph colomb
napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri
`timur 'ken beyazıt'ı yenişimi....
bir kere aristo'nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen jan dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
shaskespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be platon...
bir içsinde görsün....ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
islak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim...
hayır. iyi ki söyledin, yazarın adını yazmayı unutmuşum ne ayıp
ihsan yüce'ydi sanırım.
| l0ly demiş ki: |
| ibocum seninki hangisi? |
bu sanırım .
başka başka kadınlar olsun istedim düşlerinde
her terk edilişinde bana dön diye
sen döndükçe ben güçleniyordum
ben güçlendikçe sen küçülüyordun
böyle vazgeçebilirdim senden
aşk'ın kim tutabilir ki ellerinden?
| l0ly demiş ki: |
| hayır. iyi ki söyledin, yazarın adını yazmayı unutmuşum ne ayıp |
bencede
neyseki affettirdin kendini.
| intel demiş ki: |
| bu sanırım . başka başka kadınlar olsun istedim düşlerinde her terk edilişinde bana dön diye sen döndükçe ben güçleniyordum ben güçlendikçe sen küçülüyordun böyle vazgeçebilirdim senden aşk'ın kim tutabilir ki ellerinden? |
o benim şiirimin bi kıtası ama
yeni bi tane bulucan kendine
ellerim
zamanın izlerini taşıyan bir vaha yorgunluğunda inan
boya lekeleri arasında soft krem kokuları çarpar yüzüme her dokunduğumda
ve anımsatır kadınlığımı
bir fırça darbesiyle düşerken tuvalin göğsünden
izlerine çarparım
yalan
yalın
-mış'lı
kaçamakların..
sen kendini ne sandın?
ben olmasaydım
da
konuşsaydın böyle
seni ben var-saydım..
en büyük muhalifiyim derdimi ‘aşk' sananların
ya sen ne sandın?
aynada kendi yüzüne tapanların ayini
şimdi yazmaklar
aynanın içinden bakınca hayatı yakacaklar..
gözlerim
bir şüphenin sessizliği kadar kararlı inan
bir mum gibi eriyip gidiyor bak zaman
kitap arası mitolojilerin tanrılarından kaçıp
kendi tek'il var'lığına sığınan bir peygamber sabrındayım..
geçmişten bir eylül anımsadım şimdi
kahve kokan saatlerin dünyayı iyi edecek halleriydi onlar
saçlarımın tellerine asılan rüzgarın inatçılığıyla asılırdım mavisine gecenin
sabah olmazdı yüreğimde
karanlık, evreni yakın etmekti usuma
kalemime dokunurdum umudun yumuşaklığında
usulca..
bir sen'i sevmek zannederdim bütün barış sloganlarının anahtarını
bir sen'i özlemek..
derdimi aşk sananlara düşmandım!
yazmasam küçülürdü kelimelerim
kaybolurdu sesi evrenin
ahh bu yaz(g)ı
ahh sonsuz olmazdı..
s.e.
zamanın izlerini taşıyan bir vaha yorgunluğunda inan
boya lekeleri arasında soft krem kokuları çarpar yüzüme her dokunduğumda
ve anımsatır kadınlığımı
bir fırça darbesiyle düşerken tuvalin göğsünden
izlerine çarparım
yalan
yalın
-mış'lı
kaçamakların..
sen kendini ne sandın?
ben olmasaydım
da
konuşsaydın böyle
seni ben var-saydım..
en büyük muhalifiyim derdimi ‘aşk' sananların
ya sen ne sandın?
aynada kendi yüzüne tapanların ayini
şimdi yazmaklar
aynanın içinden bakınca hayatı yakacaklar..
gözlerim
bir şüphenin sessizliği kadar kararlı inan
bir mum gibi eriyip gidiyor bak zaman
kitap arası mitolojilerin tanrılarından kaçıp
kendi tek'il var'lığına sığınan bir peygamber sabrındayım..
geçmişten bir eylül anımsadım şimdi
kahve kokan saatlerin dünyayı iyi edecek halleriydi onlar
saçlarımın tellerine asılan rüzgarın inatçılığıyla asılırdım mavisine gecenin
sabah olmazdı yüreğimde
karanlık, evreni yakın etmekti usuma
kalemime dokunurdum umudun yumuşaklığında
usulca..
bir sen'i sevmek zannederdim bütün barış sloganlarının anahtarını
bir sen'i özlemek..
derdimi aşk sananlara düşmandım!
yazmasam küçülürdü kelimelerim
kaybolurdu sesi evrenin
ahh bu yaz(g)ı
ahh sonsuz olmazdı..
s.e.
| l0ly demiş ki: |
|
o benim şiirimin bi kıtası ama yeni bi tane bulucan kendine |
pardon
seviyorum ama kimi
en tatli birisini
nasil anlatsam sana
ilk harflere baksana