en cok sevdiginiz siir

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  en cok sevdiginiz siir
 
"daha nen olayım isterdin
onursuzunum senin"

cemal süreya  

drosera

02 Oca 2008 22:58

Mesaj Gönder

bir hayalldi benimkisi,
bir rüyaydi belki gördügüm...
bu kadar cabuk uyanmak zorunda kalmam,
belki buna inanmam di en büyük hatam...
seni ne kadar sevdigimin tarifini bile yapamazken bu hayatta,
ben yasattirdin bu cekilmez aciyi bana...
inan sendin benim tek bekledigim.
sendin tek benim sevdigim...
benim yasadiklarimi ne sen anlayabilirsin nede bir baskasi,
senden baskasi bana haramdi...
ummut kalmadi artik bende,
hayallerim tükendi seninle,
uyanmak istemedigim bu rüyam,
sonunda kabuslara döndü benim en büyük duam..
her zaman ellerimi actigimda istedigim sendin...
dualarlan gönlümde dolan birtek sendin...
tüm kalbimle istedim seni,
sense terk edip gittin simdi beni...
ömrümde ilk defa bu kadar büyük bir hatta yaptim,
sana bu cocuksu, bu sevgi dolu yürregimle sevdım...
hic birsdey yasanmamis gibi birden bire gittin,
ve beni böylece sensiz tek basima caresiz bir sekilde biraktin..
hakketmedim ben bunu,
günhaim sadec seni sevmekdi,sana kalbimi vermemdi
bir rüyya inanip bu duruma gelmemdi…
ben sadece seni sevdim ve seni istedim bitanem…
artik sen bana harram olsanda,
baska ellerde olsanda,
sevgimden vazgecmem asla.....!!!!!!!  

Gyuli

02 Oca 2008 23:51

Mesaj Gönder

bir kere sevdaya tutulmaya gör;
ateşlere yandığının resmidir.
aşık dediğin, mecnun misali kör;
ne bilsin alemde ne mevsimidir.
dünya bir yana, o hayal bir yana;
bir meşaledir pervaneyim ona.
altında bir ömür dönedolana
ağladığım yer penceresi midir?
bir köşeye mahzun çekilen için,
yemekten içmekten kesilen için,
sensiz uykuyu haram bilen için,
ayrılık ölümün diğer ismidir


cahit sıtkı tarancı - kara sevda  

Gyuli

04 Oca 2008 16:20

Mesaj Gönder

voodoo girl, tim burton.
en çok sevdiklerim arasından ilk aklıma gelen bu oldu şu an..yoksa bir tane seçmek zor.  

Nava VanEr

06 Oca 2008 01:14

Mesaj Gönder

cok sair gordum ama hayyam dan iyisine rastlamadim

benden muhammet mustafa' ya saygı ve selam:
deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak hayyam:
neden yüce efendimizin buyruklarında
ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?

benden hayyam' a selam söyleyin demiş peygamber;
sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer. Bravo Bravo  

ComeUndone

06 Oca 2008 10:29

Mesaj Gönder

henüz yazılmamış olanıdır demiycem tabi ki,

nasıl bittiyse
bundan öncekiler
bu da biter
bite bite ben de biterim
olur biter.

(bkz: aziz nesin)  

yoktanadam

06 Oca 2008 12:42

Mesaj Gönder

esmer akşamüstlerim vardı benim..
ağlamaklı, yaslı..
birde senli sayıklamalarım..
uyandıran sersem uykusuzlukları...

sonra koşmalar,,
sana varmayan hayali kavuşmalar
kendimi delirmiş sandığım anlamsızlıklar...
..............................ve dinmeyen mola sancıları....

acıma yetişmek isteyen sigaralar peş peşe
...............................izmariti her söndürdüğümde
.......................................iki parmağımın zaferi diye
...........................................takındığım saçma bir gülümseme..

izini süremeyecek kadar
silip süpürülmüş bir aşk..
meçhul ve kimliksiz
bulmak istedikçe karışık..

şimdi aşk; yamalı bir elbise sırtımda..
her sevdadan bir parça
özlemlerim diz boyu
hüzün dekoltem fazla..

/......bi tarafa sen bi tarafa ben
..............................' v ' yakalı bu ayrılık.../

hovarda rüzgarlarda bağrım üşüdü
ilmek ilmek ördüğüm sevdam sende kalmış !..
gel ve ört üstümü,
önümüz kış…  
fotoğrafı yok

pushingdaisies

09 Oca 2008 00:06

Mesaj Gönder

kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet..
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor..
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor..

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor..
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet..
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı, girilemiyor..

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum..
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli..
senin gibi vahşi öpüşüyorlar..
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum..  
fotoğrafı yok

pushingdaisies

09 Oca 2008 02:08

Mesaj Gönder

dünyada akla değer veren yok madem,
aklı az olanın parası çok madem,
getir şu şarabı, alsın aklımızı:
belki böyle beğenir bizi el alem

hayyam  

ComeUndone

10 Oca 2008 12:10

Mesaj Gönder

insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için
shakespeare  

SETA

10 Oca 2008 17:42

Mesaj Gönder

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu.
ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
başlangıçta doğruydu belki.
sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin.

yaz başıydı gittiğinde, ardından,
senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim.
kimsesiz bir yazdı. yoktun. kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

yaz başıydı gittiğinde. sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti mayıs.
seni bir şiire düşündükçe
kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
yaz başıydı gittiğinde. bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi? bunu o günler kim bilebilirdi?
‘eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen’ notunu buldum kapımda.
altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04′tü onu bulduğumda.
daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran zamanı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını.

gittin. koca bir yaz girdi aramıza. yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıştı.
kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak….
böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığımız anlar,
eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

dışarda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
bir ayrılığın ilk günleridir daha
her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saat tiktakları
kaplar tekin olmayan göğümüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek,
unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
kendimizi hazırlar gibi.

yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
göremeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

bana zamandan söz ediyorlar
gelip size zamandan söz ederler
yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
dahası onalar da bilirler.
ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
zaman alır.
zaman alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
dilerim geri teper.
yoksa gerçekten bitmişsinizdir.

zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
bunlar da bir işe yaramadıysa
demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim.
bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her cağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzun uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
duyarlığın gece mekteplerinden geldim
bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı, bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
işık istiyordu yalnızlığım
kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
ilerledikçe…kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
aşk ve acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
karardı dizeler.
aşk…bitti. soldu şiir.

büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
ask yalnız bir operadır, biliyordum:
operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. terli ve kirliydim.
sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri…
panayır yerleri…
ölü kelebekler…
ölü kelebekler…
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

aşkın bir yolu vardır
her yaşta başka türlü geçilen
aşkın bir yolu vardır
her yaşta biraz gecikilen
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
sen de değilsin. o da değil
kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. bitmemiş bir şiirin ortasında
darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey
şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
dönüp ardıma bakıyorum
yoksun sen
ey sanat! her şeyi hayata dönüştüren.

murathan mungan  

chirico

01 Ağu 2013 00:41

Mesaj Gönder

tanrı' yla aynı fikirde değilim
intihar edenlerin
cehenneme gideceği konusunda.
kainatın yaratılışına
katılmaktan bıktığımda ruhum,
intihar edeceğim ben de
denenmemiş bir yolla.

nerdeyse bütün akıllı kalpler
intihar edip siktir çekmiş yeryüzüne.

ben ateist değilim, babasıymış gibi
tanrı' ya küsen bir çocuğum.
eğer tanrı intihar edenleri ve nietzsche' yi
cehenneme gönderirse
cehennemde yanmayı tercih ederim ben de,
tanrı dürüstlüğü sever.

tanrı'nın hayal gücünü beğenmiyorum.

ben tanrı olsam
peygamberler göndermez
direkt konuşurdum insanlarla.

ben tanrı olsam
hitler' i iyi kalpli bir yahudi olmakla cezalandırırdım,
yahut yetenekli bir yazar yapardım onu.
içindeki kötülüğü insanlara değil
tuvallere boşaltırdı

ben tanrı olsam
devletler yok olur
gül kokulu bireyler var olurdu sadece,
atlar çılgın zamanlar koşardı.

ben tanrı olsam
düşünce gücüyle herkesin
istediği karakter olmasını sağlardım,
dünya bir şiirin
yaratılım sürecine dönüşürdü böylece.

ben tanrı olsam intihar ederdim
insanlarla birlikte
acı çekmeyi öğrenemediğim için.

cesar mendoza

----------------------

ne giydiğini yaz bana!
sıcak tutuyor mu?
nasıl uyuduğunu yaz bana!
yatağın yumuşak mı?
nasıl göründüğünü yaz bana!
hep aynı mısın?
neyi özlediğini yaz bana!
kolumu mu?
nasılsın, yaz bana!
hoş tutuyorlar mı seni?
ne bok yiyorlar, yaz bana!
cesaretin yetiyor mu?
ne yaptığını yaz bana!
yaptığın şey iyi mi?
neyi düşündüğünü yaz bana!
beni mi?
elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
yorgunsan, uzatamam sana elimi.
ya da açsan, seni besleyemem.
sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
unutmuşum sanki seni.

bertolt brecht

------------------------------

güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde ...

aziz nesin  

tecrubeyle sabit

11 Ağu 2013 19:42

Mesaj Gönder

sevgi duvari  
fotoğrafı yok

loreley

30 Ekm 2013 03:29

Mesaj Gönder

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telâşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vaktiniz olmadı.  
fotoğrafı yok

RoeDeer

01 Kas 2013 02:30

Mesaj Gönder

cemal süreya'nın ''keşke yalnız bunun için sevseydim seni'' serisi  

mastor piyastos

02 Kas 2013 23:45

Mesaj Gönder




Sayfa:   Önceki  1 2 3 4 5 6   Sonraki