hoşunuza giden şiirleri paylaşın..

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  hoşunuza giden şiirleri paylaşın..
 
ben ruhi bey, nasıl olan ruhi bey
nasılım
bir yaz ikindisinden çıktım geldim
diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
kapıyı iyice kapadım
- kapadım mı, evet, kapadım -
çitlenbik ağacının altından geçtim
frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
dişlerimle sıyırdım
sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
azıcık gülümsedim
ve dünya bana gülümsedi
çakılların üstünden yürüdüm
yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki
yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
iyice duydum
çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım
- çok yüksekti. deniz dibi renginde ve demirdendi. üstünde aslan başı
kabartmalar vardı. iki yanında çok yüksek iki duvar uzar giderdi.
dışardan çam ğaçları görünürdü. bir kırbaç gibi görünürdü. ve
ağaçların üstünde kırbaç kılıflarına benzeyen ve evlatlıkların mavi
pazen giysilerini andıran kalınlaşmış bir gökyüzü dururdu -
on sekiz on beş trenine yetiştim
geniş kadife koltuğa oturdum
puromu yaktım - iki kibrit harcadım -
akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu
haydarpaşa'ya kadar bulmaca çözdüm
iskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı
bakışından tedirgin oldum
giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı
vapurla karaköy'e geçtim
tokatlı'ya uğradım
köprüden aldığım fransız dergilerini karıştırdım
kirazla bir kadeh rakı içtim
çıkarken boy aynasında kendime baktım
oldukça yakışıklıydım
gömleğim temizdi, beyaz ceketim
tertemizdi ve ayakkabılarım
pantolonum ütülü
yelek cebimde ince altın bir zincir
sarı ve ince bıyıklarım
tam ruhi bey bıyığıydı
ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı
- zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı -
boynumda menekşe rengi bir papyon
hafifçe sarkık
dudağımda bitti bitecek bir sigara
kenarında dudağımın
dışarı çıktım.
tünele bindim, asmalımescit'teki viyana lokantasına geldim.
avusturyalı karı koca beni karşıladılar
ikisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni
karşıladılar
benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. beyaz ruslardandılar, gözleri
necef taşı gibi sert ve parlaktı
tezgahta bir leh yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla
çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.
soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler
üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler
çıkarken bolca bahşiş bıraktım.
markiz'e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim
düzeltip arada bir bıyıklarımı
uçları hafifçe ıslak
bir ara pencere camında kendime baktım
baktım ki, ben ruhi bey
nasıl olan ruhi bey
daha nasılım.

oradan galatasaray'a kadar yürüdüm
bir kadının pembe beyaz teni dağılıp uçuşarak
gezindi ortalıkta bir süre
ve durdum
durdum bu güzel yaz ikindisinden çıkıp
bambaşka bir sonbahar sabahını giyinceye kadar nasılım.  

reLic

09 May 2007 12:36

Mesaj Gönder

nasıl olacaksınız ruhi bey
bugün de erkencisiniz ruhi bey
şarapla bira mı içiyorsunuz ruhi bey
böyle sabah sabah ruhi bey
akşam akşam ruhi bey
akşam sabah ruhi bey
cıgara alır mıydınız ruhi bey
yakalım ruhi bey, yakalım
böyle üşümüyor musunuz ruhi bey
benim de ayakkabılarım su alıyor ruhi bey
ne olur ne olmaz
önümüz kış ruhi bey
ee, daha nasılsınız ruhi bey
- iyiyim, iyiyim.

(gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim
kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu
pembe pembe azarlanırım
o ölür ben azarlanırım
kocaman bir konakta uzarım kısalırım
ellerim tırnaklarım
yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe
ve sıcak
gözlerim, gözlerim benim
denizi ilk defa gören bir çocuğun
birdenbire yaşlanması neyse.)

sizinle görüşelim ruhi bey
vaktim yok, vaktim yok
ruhi bey, görüşelim
vaktim yok görüşmeye kimseyle
ruhi bey!
kendimle bile, kendimle bile.
(olmaz ki, kimse kimseyi sevemez
ama hiç kimse.)  

reLic

09 May 2007 12:36

Mesaj Gönder

evet evet edip cansever / ben ruhi bey nasılım.

üşenmeyiniz okuyunuz bu şiiri. hatta ist dt'de oyununa gidiniz. fena bir alt metin var bu satırlarda. - itinayla saç baş yoldurur. kendi kendine kendisiyle insanın -  

reLic

09 May 2007 12:40

Mesaj Gönder

ruhi bey

o kadar bekledim ki, geliyorum
ölümümü bekledim, geliyorum
bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
bekledim geliyorum.

ben ruhi bey, mutlu olan ruhi bey
ölümü gömdüm, geliyorum
bir sonbahar günüydü, geliyorum
güneşler buz gibiydi, geliyorum
ve bütün kötülükler
ölümün armaları gibiydi
size anlatırım, geliyorum.

hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
havuzun kırık taşlarını - siz bilmezsiniz -
limonluğu ve kırmızı konağı - siz bilmezsiniz -
aynalarda kendini seven ruhi beyi - siz bilmezsiniz -
ve bildiğiniz ruhi beyi -ya da pek bilmediğiniz -
gömdüm ben, geliyorum.



bakınız bu da fenadır. oooooooooooovv ovvv diye sesler çıkarıyorum ben okudukça :-}

şimdi buraya 'ruhi bey ve limonluktaki yangın' da yakışır.

- edip cansever'in bir parça yaşamından kesitler bilerek okumak gerekir bu şiiri kanımca -





niye imalı öyleyse
aşk mutlu bir sürgünlükse.

üvey annemdi benim, ben sarışındım
on altı yaşındaydım, sarışındım
bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz
yalnızdım, karışıktım
beni tanıyan kimseler yoktu
hiç yoktu
içime kapanıktım
büyük ağaçların altında
havuzun kırık taşları arasında
bilmezdim mutluluk nedir
bilemezdim
alıp başımı gitmek isterdim
isterdim ama, kalırdım

sanki kar yağışlarının ardından
uzun süren kar yağışlarının ardından
sevimsiz bir lunaparkta
kimsesiz bir atlıkarıncaydım.

bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde
bazen o limonlukta uyurdum
karışık düşler görürdüm
yalnızlık?
o bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım
sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı
gibi kalırdım
bir gün
içeri girdi, uyanıktım
yarı uzanmıştım, uyanıktım
bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım
dudakları aralıktı, ben uyanıktım
öyle bir süre durdu, baktı
o baktı ben de baktım
yanıma usulca uzandı
uzandığını görmedim, ama uzandı
dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı
önce şaşırdım
önce hiç kımıldamadım
- yalnızlık biraz azaldı -
saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım
bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim
biraz utandım
sokuldu bana iyice, bana sarıldı
dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı
köpüren sütler gibi taşırdı
köpükler içinde kaldım
- mevsim her zamanki gibi yazdı -
birden beyaz bacaklarını gördüm
sonra her şeyi gördüm
o her şeyi ben ilk defa gördüm
ses çıkarmadım
ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik
beni yeniden öptü, üstüne çekti beni
köpüren sütler gibiydik
limonlar beyazlandı
bir limondan başka bir limona geçtik
bir limondan başka bir limona geçtim
gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı
ilk defa vardı
upuzun sürdü, kısacık sürdü
beni bıraktı
ayağa kalktı, saçlarını düzeltti
süt dindi
ama ben kaldım
çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım
o gözlerini dikti bana
- ben suyun yanması gibi tuzda -
anlamsız, uzun
gizli, korunaklı
yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı
yıllarca, ama yıllarca
baktı baktı baktı.

kimseye bir şey söylemedim
ama bir daha gelmedi
ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım
sadece gelsin istedim
uyanık bekledim
gelsin istedim
ama bir daha gelmedi.

anladım neden sonra
anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa
o bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım
üç gündüz daha geçti, ben vardım
on gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum
- unutmak ben büyüdükçe o benim çocukluğum -
o yoktu
beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım
çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi
bu kez de
anladım severekten
okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi.

üvey annemdi, ben sarışındım
o da sarışındı
beni uyardı, beni yalnız bıraktı

(açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım
dudaklarını ıslak tutardı, pek anlamazdım
şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm
bembeyaz dişlerini görürdüm
bembeyaz
kalçalarını okşayaraktan tutardı.)

o günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı.

bir gece uykudaydı bütün konak
gizlice bahçeye çıktım
yaralı bir hayvan gibi sürünerekten
sokuldum limonluğa usul usul
döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım



hhıııırrrrrrrrr :-}  

reLic

09 May 2007 12:45

Mesaj Gönder

kim yazmış bu şiiri peki ?  

reLic

09 May 2007 16:21

Mesaj Gönder

66. sone

vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş
yemen' e vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.  

manicdepressive

10 May 2007 10:37

Mesaj Gönder

gün olur da belki bir gün benden bıkarsan
gün gelir de hani bu evden çıkıp gidersen
sanma ki senden
senin uğruna verdiklerimden
geriye bir şey isterim sen ayrılırken
sanma ki senin için yaptıklarımın
hesabı sorulacaktır senden

beni benimle bırak giderken
başka bir şey istemem ayrılırken
bana bir tek beni bırak ne olur
gerisi senin olsun

bir başka alem seni benden alırsa
bir başkasına olur da aşık olursan
sanma ki senden
senin uğruna verdiklerimden
geriye bir şey isterim sen ayrılırken
sanma ki senin için yaptıklarımın
hesabı sorulacaktır senden  

seksenbuk

10 May 2007 19:14

Mesaj Gönder

ayrılığımız tam bir tutulma şimdi
ikimizin arasına yalnızlık giriyor
güneşle ay'ın arasına giren dünya gibi
karanlığından ne ben parlaklığını
ne sen ışığa ihtiyacımı görebiliyorsun

işığın uzak yıldızlardan da gelse
senelerden sonra bir gece
bana ilk göz kırpışın
ilk rüyası olur gönlümde yatışının
sen gittin diye uzak bir şehir artık bana istanbul
ama sevince gözlerimle karpuzkabuğunu
karalıkta kuyunun dibinde ıslağım
güneş tepedeyken gelen ışıkla yanına al
sulu bir portakalın kabuğuyum
içimde tamamen sen vardın
soydu bizi başucuna koydu hayatım
çevremde ki en yüksek yere çıksam
belki seni görebilirim boğazdan geçen bir vapurda
o vapur denizi de alır gelir yanıma
denizden yeni çıkmış oluverir sevdam
yanımda olacağını garantileseydim ...
hayatı boyunca kafeste kalan kuşlar olurduk
en fazla odada gezip gelirdin
gittiğin yerin adı olmazdı amsterdam
olmazdı yalnızlığım... ,  

sonlast

10 May 2007 19:19

Mesaj Gönder

alev alev yanıyorum
buzlarım çözülüyor aşka
gardım düşüyor, tutamıyorum
korkuyorum bakışların çarpınca bana

birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık
hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık
.....

sen ışığını arayan güzel günebakan
ben tozuna dumanına hasret bir enkaz

alev alev yandığım doğru
küllerinden doğar mıyım sana doğru
kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim
sendeyim
al beni
ne yaparsan yap!..  

seksenbuk

11 May 2007 15:13

Mesaj Gönder

ağladığımı kimseye söyleme anne onlar beni güçlü biliyor
onlar beni en zor durumda bile ayakta biliyor
ben aslında gülerek geçirdiğim her akşam evde ağlarken
onlar benim içimin sızladığını, yüreğimin yandığını bilmiyor

ağladığımı kimseye söyleme anne
onlar beni kızdım mı dünyayı yakacak insan biliyor
ben aslında onun gözlerine bile bakmaya kıyamazken
bir erkek uğruna üzüleceğimi tahmin bile etmiyor

ağladığımı kimseye söyleme anne
onlar beni ağlamaz biliyor
onlar beni..üzüldüm mü bulunduğum şehri bulutlar kaplar biliyor
ben aslında odama kapanıp sitem duygusuyla bir köşeye sinerken
onlar beni her şeyin sarsabileceğini akıllarından ucundan bile
geçirmiyor....
ağladığımı kimseye söyleme anne..
onlar bunu hiç bilmiyor..
onlar için ben en sağlam köprülerden daha sıkı bağlıyımdır hayata
ben aslında ölümle yasam arasındaki ince çizgide bir o yana bir bu
yana giderken
onlar hala.. hayatın benim için büyük bir hayal kırıklığı olduğunu
bilmiyor..............
Hass Hass Hass  

su damlasi

15 May 2007 00:41

Mesaj Gönder

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı..
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı..

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi,
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı..

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek..
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi..

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı..
gecelerde ve yalnız..
vermeye az buldunuz,
yahut vakit olmadı..
 
fotoğrafı yok

pushingdaisies

16 May 2007 14:19

Mesaj Gönder

biliyorum bu yara hiç kapanmayacak
telefonlarıma cevap vermeyeceksin…cevap versen bile, öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
sevmeyeceksin beni…biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.o yanık, o hasta bakışımdan…uçuruma atlar gibi sevdalanışımdan…
sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.sana
acı çektireni…seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
beni sevmeyecektin biliyorum ama…ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
sana da olmuştur…öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…biraz daha zor duruma düşürmek…
daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…kendinden gizli bir öç alır gibi.
sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…sanki hiç sevilmek istemiyormuş gibi…
bir tür gurur muydu bu?
birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.şizofren olduğunu
biliyordu.biliyordu iyileşemiyeceğini…iki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? kaşık nerede, çatal nerede durmalı…balık nasıl yenir? peçete nasıl
katlanır…sinemada nasıl oturulur…
ben de eskiden senin gibi saftım.inanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…o kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
önce dilediğim gibi başlardı herşey.herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…içerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
ben de senin gibi saftım o zamanlar…gidilecek neresi var dı ki derdim…işte
hep birlikteyiz…alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
sonraları çok sonraları anladım.meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
evet cok geç anladım…
bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
dünyanın en mutsuz otogarı…dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
işte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
hem biz, bizim aile…güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
anlamıştım senin ailen de böyleydi…
üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
sana ya da kardeşine…tesadüfen dünyaya geldiğinizi…beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
sizin için…senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
senin de ailen benimki gibiydi…güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…telefonlarımıza çıkmayanlara… çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
ölesiye, amansız seveceğiz onları…
biliyorum, bu yüzden odan böyle…güncelerin ortalık yerde…kitapların
orada, burada…anıların saçılmış ortalık yere…her şeyin darmadağın…
biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…düşleri çok
garipti…en kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
bir kere çözüldüm sana…bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.tıpkı benim
gibi…
ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
yine aradım seni yoksun…beni de birileri arıyor…beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
hiç cevap vermiyorum…ben seni istiyorum, seni ariyorum…
kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.ama seni de biri
yok ediyor…
aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
ben birilerini, o birileri başkalarını.sen beni…seni bir başkası…
hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
hiç kapanmayacak! …avuçların hep boşluğa kapanacak.tıpkı o şizofren genç
gibi…
cezmi ersoz  

su damlasi

29 May 2007 14:15

Mesaj Gönder

karanlıkta dünyayı bir bir hatırlamak
ben yeter dedikçe şehirlerin güzelleşmesi
bir anda kendi kendime bulduğum mutlu gerçek
bir kadın var beni onun iki eli iki gözü kurtarır yaşamamaktan
öyle hoşlanırım ki onunla yatmaktan utanırım artık

sabahları acıkmayı ondan öğrendim

turgut uyar  

great gig in the sky

02 Haz 2007 23:05

Mesaj Gönder

"yüzü yağmurla bıçaklanmış bir sonbahardı"
basitliğiyle
gerisin geriye çekilirken boz örtüler altında istanbul
beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı

belki çok dinlediğim bir david bowie şarkısı
belki ayaklarımın ucuna yanarak düşen
son meteor gibi tek bir sevgili kellesi,
belki de göğsümün orta yerinde
çatırdayarak yıkılan karanlık bir sis perdesi;
bu yaşanmamalıydı
beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı

şunu bilmeni isterim
seni bu şehirde artık seven kalmadı
yani terkedenle birlikte genel bir suskunluk meselesi,
yolların kemikleri kırık
yolların verecekleri yeni sözlere inanacak olan yok
yolları ancak kendilerini kesen yollar anlar
ömür boyu yolcu denmez ya bir insana
onun da bir adresi vardır bir gün şüphesiz hatırlanılacak
onun da belki çok dinlediği bir david bowie şarkısı
önemsenebilecek bir gururu, bir bahanesi
onun da ağlayacak birkaç özel dakikası vardır

"yüzü yağmurla bıçaklanmış bir sonbahardı"
gerisin geriye çekilirken boz örtüler altında istanbul
rakılara akşam akrep gibi inerken
nihavent makamı eserken rüzgâr
kimseyi lanetleyecek değilim, çünkü,
beni hırpalayanlar topu topu üç beş
böcekti
çocuktu
huysuzdu
hepsi de bana benzeyebilecek kadar aptaldı

** küçük iskender  

marshy

03 Haz 2007 07:33

Mesaj Gönder

yer ile yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
kavim göçlerinden bu yana ağlayan
ve durmadan
cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
çalan, çaldıran, yakalatan
adı bende gizli bir kadındı istanbul

şehre bir yağmur yağdı
ben ağladım

sevilirken ayrılmak mı kaldı bizanstan
yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden

bir şehre yağmur yağdı
ben ağladım

kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
hangisi talandı demli öpücüklerin
ve buğularda yitirilen kimin adıydı
bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
soyulur muydu kabuğu hayatın
yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

yağmur şehre bir yağdı
ben ağladım

ben giderken ençok seni götürdüm
aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

ben...
yağmur...
ağladım...

yilmaz erdoğan  

*arsenick*

07 Haz 2007 21:43

Mesaj Gönder




Sayfa:   Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32   Sonraki