hoşunuza giden şiirleri paylaşın..

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  hoşunuza giden şiirleri paylaşın..
 
seni ne çok kedi tırmalamış anne
camlara baktım ordamısın hala
dün akşam haydutlar bıçaklamış bir karanfil
kaçamamış vurmuşlar ölememiş solmuş
seni ne çok iğfal etmişler anne
her yerin delik deşik
ağlayışın bile yamuk yumuk
bakışların kısık
ve bilhassa değişik
ne çok isyanlanmışım ne çok gitmemişim meğer
bağırdıkça etlenmiş sesim
etlenikçe sesim, kanamış elmas liğme liğme
seni ne çok öldürmüşler anne
beni ne çok dövmüşler
artık evlenelim anne hayata karşı
ve gel, beraber kaybedelim mor savaşı

benimle birlikte intahar et anne  

manicdepressive

10 Nis 2007 02:00

Mesaj Gönder

tanrıya dua ederken korkuyorum
ya duyarsa yanlış anlarsa
kimselere ihtiyaç da duymuyorum
eğer aşk buysa uykumu çalarsa

insanlara fazla soru sormuyorum
cevapsız arama yolundan saptırırsa
beni seven var mı artık bilmiyorum
bu yolda sevgi satılıksa

seviyorum sensiz
ankara''da bir kasım akşamında
dönüyorum sensiz istanbul''a
tek kişilik koltukta

seviyorum sensiz
ankara''da bir barda tunalı''da
dönüyorum sensiz istanbul''a
ucuz havayoluyla

seni sevip sevmediğimi bilmiyorum
durum değişti ağlıyorum şimdi
kendi kaderimle oyun oynuyorum
edepli aşk olmaz bunu görüyorum

artık borçlarımı geri ödüyorum
biraz param var bu aralar
bazı zaman kendimi pek sevmiyorum
bu nasıl iş, ne eksik bilmiyorum

seviyorum sensiz
ankara''da bir kasım akşamında
dönüyorum sensiz istanbul''a
tek kişilik koltukta

seviyorum sensiz
ankara''da bir barda tunalı''da
dönüyorum sensiz istanbul''a
ucuz havayoluyla

korkuyorum akşam oldu
kalbim artık çarpmaz oldu
beni bir zaman sevenler
artık hepsi evlendiler
gökyüzünde şimşek çaktı
köprüden adam atladı
kendime bir içki koydum
silah seslerini duydum
kendi içimde kayboldum
yoksa ben zayıf mı doğdum
eski resimlere baktım
sonra tek tek yırtıp attım
bugün yine cok üzüldüm
seni yine bende gördüm
kira vekti geldi çattı
benle yaşamak zorlaştı

her kapı çalanı almıyorum
iyi böyle keyfim yerinde
artık biraz daha rahat uyuyorum
dua ile yemeklerimle

seviyorum sensiz
ankara''da bir kasım akşamında
dönüyorum sensiz istanbul''a
tek kişilik koltukta

seviyorum sensiz
ankara''da bir barda tunalı''da
dönüyorum sensiz istanbul''a
ucuz havayoluyla  

seksenbuk

26 Nis 2007 00:09

Mesaj Gönder

gecelerden salı senelerden binsekizyüzyirmibirdi
macar kralı topraklarında golf oynanmasını yasaklamıştı
tiger woods’un ataları henüz kendi anakaralarında
dans figürleri çiziyorlardı
ben de sessiz bir köşede
rüyasında seni görüp uyanan çocuklara hiyeroglif dersleri veriyordum
kazın çocuklar
tarihe bir yaprak düşün yırtılmasın

senelerden akşam gecelerden salıydı
televizyonun çektiği bütün kanalları bir kağıda yazıp hepsine numaralar vermiştim
herkes kadar manikdepresif ve hepimiz kadar obsesif kompulsiftim o zamanlar
sabahın köründe açlıktan çıldıran kuşlar sarmıştı yanımızı ve sen hala bana şaşırıyordun

sabahın köründe istanbul surlarına küfür kafir dayanmıştı kuşlar
şarkılar söylediler bir yandan
elvis costello’yu andılar
bir heykelin gözlerine bakıp yirmidört asırlık bir ifadeye saygı duydular
o an hepimiz kıskandık seni
ve gece bölündü
sırtımdaki tülbent acı kokuyordu
anlamıyordum

gecelerden sabah aylardan ondokuzidi
çaktırmadan kıçına bakan kızlara şortunu indirdi arabistan
kıs kıs gülerek ve aynadan kendine bakarak bir barın arkasına geçti
ayılmak için sek tekilalar vurdu yüzüne
doğradığı limonları tuza bulayıp gözlerine bastı
konuşmak eskisi kadar kolay değildi

aylardan ve günlerden eylüldü
sadece eylül
kedileri sevmeyenlere mısır’dan geldiğini söylemekle yetindi siyami
şimdi adını anmak istemediğimiz bir şahıs
dünyanın en güzel kızına aşık oldu
tarihi bir süratle söyleyeceklerini unutmaya başladı  

great gig in the sky

26 Nis 2007 12:21

Mesaj Gönder

biliyormusun
sensizlik oldu senin olan hayatım
rüyalarımda yaşar
ama uyuyamaz oldu gözlerim
yazmak için çırpınan parmaklara
güç yetişemez oldu artık kalbim
gülümsemenle uyanmak
yokluğunla uyumak oldu kaderim
senin olan bu hayat bir hiç oldu
biliyormusun?
bilmiyormusun?
bilmiyorsun...  

seksenbuk

02 May 2007 23:38

Mesaj Gönder

yeni bir sayfaydı,
sensiz başlanılan her sabah…
her yüzümü yıkayıp aynaya baktığımda;
“tamam” dedim “işte bu sefer bitti…!”
bitmemiş meğer…
ben gene her sabah o sayfayı çevirirken anladım bunu…
bitmemiş…
aslında; ben hiçbir sayfayı geçememişim…

defter elimde,
hep aynı sayfaya yazıp silmişim seni…
şimdi ise; sayfa harap,
kalemin boynu bükük, perişan…
ne taşıyacak gücü kalmış bir kelimeyi,
ne de ayağa kalkıp kazanmaya seni…
kalem yorgun…
ben ümitsiz…
hani bir umudum var küçücük de olsa…
belki o da gerçek içinde bir yalan…
belki rüya gibi bir yanılsama…
ama seni gel-git ile kavuşturur zaman…

şimdi, sadece acı çekiyorum…
çünkü; biliyor musun?
seni unutmak;
en az seni sevmek kadar acı verici şu an!  

seksenbuk

03 May 2007 20:45

Mesaj Gönder

.....  

En son m i l k tarafından 22 Şub 2008 22:09 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

m i l k

08 May 2007 00:40

Mesaj Gönder


hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun...
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun…

hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım;
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...

tükenişi bir aşkın,
bir nehrin tükenişine benzer.
ne deniz olabildin,
ne nehir kalabildin...

kendin ol, kendin ol…
sen buysan, başkası ol!

buysan kederden öleceğim,
başkası olursan da
kimi seveceğim?..
 
fotoğrafı yok

pushingdaisies

08 May 2007 00:59

Mesaj Gönder

gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda
gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi
büyük bahçelerin küçük içinde
saksılardan birinde
gördüm de
uyurken uyandırılmış gibi
beni bir sardunya büyüttü belki.

o ben ki
bir kadında bir çocuk hayaleti mi
bir çocukta bir kadın hayaleti mi
yalnızca bir hayalet mi yoksa.

ne peki
yere dökülen bir un sessizliği mi
göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
işini bitirmiş bir org tamircisinin
tuşlardan birine dokunacakkenki
dikkati ve tedirginliği mi.

bekler mi beni
her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen
bir sürü yaz gününün içinde
acaba bekler mi beni
uykularım, o sonsuz uykularım
yanmış bir limonluktaki
- ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde
sesini hiç eksiltmeyen -
ama bilmez miyim ben
bilmez miyim hiç
böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine
kısacık bir zaman olmalıydı elimde
turfanda meyva gibi bir zaman
yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği
geçerek erguvanların dönemecinden
leylakların dörtyol ağzından
yapıştırıncaya dek beni dudaklarına
acının dudaklarına ve geçmişin
bir yaban gülü yaprağı gibi beni
ama ne gezer.  

reLic

09 May 2007 12:31

Mesaj Gönder

korkmuyorum artık solmaktan
solmaktan ve solgunluktan
gelmişim nerelerden böyle
kurumuş bir dere yatağı gibi
ya da pek kurumamış da
baygın, hasta ya da cançekişen
çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
yorgun düşerek taşımaktan
ve ne çıkar ayırmasam kendimi
suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.

koylardan
kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
ayırmasam kendimi
diyorum ayırmasam
köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-
içindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
cepleri yüreği cepleri
ayırmasam da ben
kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni
sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
bu kımıltısız gövde
görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların
ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
o müthiş öğle sıcağında
pencerenin önünde örgü ören birinin
- örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
görülmediği gibi
ama var mıydı sanki görülmek isteyen
var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.  

reLic

09 May 2007 12:32

Mesaj Gönder

ve her şey hızla yetişti sonra
sarı bir günün kahverengi yarınına.

yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da
gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki
ağaç da çürümüş zaten
kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu
ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu
çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi
-gizi mi, bir giz gereksinmesini mi-
yoklamışlar orasından burasından
kim bilir.

ama sessizlikten başka ne bulmuşlar
önemsiz bir iki anıdanbaşka
ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında
sorarım ne bulmuşlar
çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da
anılar.

oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta
kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın
buruk mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki
bir şeyler olmalıydı. ve sanki
yıllar var ki saklamışım orda ben

saklamışım anlaşılan
odasında yapayalnız doğuran bir kadının
dışa vurmak istemediği
ya da pek gereksinmediği
o iniltiyi andıran
duyurulmayan her şeyi.  

reLic

09 May 2007 12:32

Mesaj Gönder

ve her şey dönüştü işte
kahverengi bir çarşambadan
sapsarı bir cumartesiye.

ansızın bir rüzgar çıktı demin
çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar
kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü
yakıyor gözkapaklarımı da
toplayıp getiriyor anılarımı bir bir
uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.

(kaç türlü girilirdi anılardan içeri?
1 - işte! bir zambağın özsuyunun içilişi gibi
2 - süt emer gibi bir memeden
bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi
3 - dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)  

reLic

09 May 2007 12:33

Mesaj Gönder

ansak mı anmasak mı
yeri mi şimdi değil mi
bir tren yolculuğunda ve her yerde
her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini
bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi
saatler iyi
adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi
ve bütün yolcuların dalgın
koparıp koparıp bir şeyler yediklerini
görünüşte kararsız
görünüşte üzgün, endişeli
görsek mi acaba, görmesek mi
açıp da kapalı gözlerini arada
şöyle bir görünümü tek bir solukta
yalandan, inatla içine çekenleri
ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken
belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini
bir tilki çevikliğiyle, acele
katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği
bilmem ki, görmesek mi
durunca tren bir istasyonda
dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda
dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp
bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi
uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla
tutarak parmaklarıyla yalancı
ve ucuzundan bir kolyeyi
acaba görmesek mi
bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

ansak mı anmasak mı acaba
yeri mi şimdi, değil mi
sırasını bekleyen bir kadının, hasta
gereğinden fazla abartılmış yüzünü
besbelli iğrenirdiniz
çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına
bir duvar saatine ya da kapıya
telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun
kısaca
kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-
gördünüz, görüverdiniz bir daha
sıyrılmış acılardan ansızın
sevecen, durgun, sade
o yüzü
belki de, orda, acele
karar verdiniz
bir anneniz olsun isterdiniz böyle
ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu
her neyse...

söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de
ben uzun yolları hiç sevmem
doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar
ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)  

reLic

09 May 2007 12:33

Mesaj Gönder

bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar
denize bırakılmış çöpler gibi
yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi
geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.

bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi
bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında
içinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı
çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde
ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen
kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla
yağmurlu bir sundurmaya
ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın
pencerelerde ve her yanda.

bir çocukta bir kadın hayaleti mi
bir kadında bir çocuk hayaleti mi
yalnızca bir hayalet mi yoksa.  

reLic

09 May 2007 12:34

Mesaj Gönder

nerdeyim
kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
para bozduranların az çok bildiği
adres soranların gene bildiği
bir sokakta bir aşağı bir yukarı
saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
amansız bir güceniğim.)  

reLic

09 May 2007 12:34

Mesaj Gönder

geri getiriyor bunları rüzgar
geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da
iniltili, hasta bir konağı da
çatısında baykuşların tünediği
birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda
ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp
suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği
bir konağı ve konağın olanca görkemini
geri getiriyor rüzgar.

(konaksa yandı çoktan
tertemiz bir asfalt ezip geçti onu
iyi biliyorum tertemiz bir asfalt
ezip geçti onu
kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)

ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı
caddeler, işhanları kahveler ayarlandı
meyhaneler, genelevler
pasajlar, dar sokaklar, geçitler
soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey
ve bütün ilişkiler
birden yerini aldı.

ve her şey yetişti gene
sarı bir çarşambadan
kahverengi bir cumartesiye.  

reLic

09 May 2007 12:35

Mesaj Gönder




Sayfa:   Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32   Sonraki