hoşunuza giden şiirleri paylaşın..

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  hoşunuza giden şiirleri paylaşın..
 
gittin sen bana gitmek için gelmiştin
geride yavaş yavaş eriyen
bir kurşun bıraktın
bıraktığın şekilden
çok daha başkasına bürünen
ve bir daha asla
eskisi gbi olamayacak bir kurşun
gerçekten
birdaha hiçbirşey eskisi gibi olmadı

kısa bir hüzünden sonra
geldim geri döndüm sana
seviştin mi, değiştin mi
beni,yeni bir umutla

kimbilir kimler aklını çeldi
gördüğüne sevinmedin mi beni
kimbilir kimler aklını çeldi
görüdüğüne sevinmedin sen beni
üç günlük ayrılıkta neler neden değişti

unutulmuş muydum
alışıyor muydun
yavaş yavaş yokluğuma
beklenmiyor muydum
kalbini mi yordum
bunca iş güç arasında

bir gün beni nasıl paslı bir makasla
nasıl derinden
budayıp gittiğini farkettim
yeni bir filiz veremeyecek kadar derindi
kesip attıkların
sensizlikle oluşmuş hastalığıma
senin bile çare olamayacağını
benim için
artık çok gecikildiğini anladım ...

söyle bari son söz olsun
kızmam bundan sonra sana
dostuz artık geçmiş olsun
anlat saklama ne varsa...

kimbilir kimler aklını çeldi
gördüğüne sevinmedin mi beni
kimbilir kimler aklını çeldi
görüdüğüne sevinmedin sen beni
üç günlük ayrılıkta neler neden değişti

unutulmuş muydum
alışıyor muydun
yavaş yavaş yokluğuma
beklenmiyor muydum
kalbini mi yordum
bunca iş güç arasında  

seksenbuk

28 Mar 2007 00:28

Mesaj Gönder

"yüzüm senin gözlerinde,
seninkinde benimki ortaya çıkar,
ve gerçek, sadece yürekler
yüzlerin rahatındaydılar.
bundan daha iyi
yarıküreleri nerden buluruz...
kuzeyin keskinliği olmadan,
batı reddetmeden mi?
ne ölürse ölsün asla
eşit karışmaz.
eğer iki aşkımız
bir olursa...
sen ve ben aynı şekilde seversek,
hiçbir şey azalmaz...
...hiçbir şey ölmez."

john donne'dan çeviri  

Young Gun Magic

28 Mar 2007 23:22

Mesaj Gönder

şartli refleks

yaşamak nedir dost, yemek, içmek, sevgi, seks
hepsi birer şartlı refleks

arıyorsan beni sen / arıyorsam seni ben ve seviyorsam seni
birazda bildiğimden, beni istediğini

gerisi hayat işte, bir sürü ve bir kompleks
ve yaşanan herşey, şartlı refleks

bazen bir müzik çalar bazen bir dalga sesi
bazen ilgisiz bir şey, hatırlatıyor / anımsatıyor seni

arıyorsam seni ben, aramıyorsan beni
birazda bildiğinden seni istediğimi
arıyorsam seni ben ve seviyorsan beni
birazda bildiğinden seni çok sevdiğimi

yaşamak nedir sence? yemek, içmek, sevgi, seks
hayat değil seninki, şartlı refleks

ilhan irem  

Young Gun Magic

28 Mar 2007 23:26

Mesaj Gönder

artık ağlamam lazım

yalnız günlerimden biri
1997 istanbul
hani herşeyi hisseden
hani benim yarımdın sen
yalan söyleyen de sen
kızıyorsam sevgimdendir
hep sevgimden
şimdi artık git istersen
sigaram içkim
bitkinim bitkin
kaç gündür oruçtayım
artık ağlamam lazım

kaç gündür habersizim
adaletin bu mu senin
şimdi hepten git istersen
çok mu önemliydi sanki
yalnızca bir öfkeydi öfkeydi
bırakıp gittin sen beni
merak eden bendim seni
halimi hiç sordun mu ki
işte sevgi işte sevda
yağmur gibi sokaklarda
korkuyorum bu gidişle
sev dedin sevdim işte
intikamsa aldın işte
korkuyorum bu gidişle sonum olacaksın
hadi canım hadi sende
bu nasıl sevmekmiş böyle
şimdi sensiz gecelerde
acı veren bedenimle
işte bir gece daha teslim oldu sabaha
ne kadar daha sensiz

şimdi burada yapayalnız
beni kime teslim ettin
istesem çok kısa da bulurdum seni
ilk sekiz günü anlatamam
sağa dön yatamam
sola dön yatamam
aklımdan seni atamam
seni seviyorum
bu kadar konuştuğuma göre
çok şükür bugün uyku var gözlerimde
istanbulu bulutlar sarıyor beni sardığı gibi
istanbul kararıyor gönlüm gibi
keşke burda olsaydın
yani şımarsaydın hatta
onbir gün alargada
ve onbirgün hiçbir olta atmadım tek bir balığa
oysa bilirsin çok severim tutmayı
tuta tuta tutulmayı öğrendim galiba

hani herşeyi hisseden
hani benim yarımdın sen
yalan söyleyen de sen
kızıyorsam sevgimdendir
hep sevgimden
şimdi artık git istersen
sigaram içkim
bitkinim bitkin
kaç gündür oruçtayım

artık ağlamam lazım  

Young Gun Magic

28 Mar 2007 23:32

Mesaj Gönder

ağla yaralı kalp hepsi yalannnn  

seksenbuk

28 Mar 2007 23:56

Mesaj Gönder

susan deniz

gittim ,gittim denizin,
sınır yerine vardım.
halin bana da geçsin !
diye ona yalvardım.
bir çılgın vesvesede ,
içim didiklense de,
olaydım o cüssede,
onun gibi susardım...

n.f.k  

Young Gun Magic

29 Mar 2007 00:21

Mesaj Gönder

seni bir safir ya da topazmışsın gibi sevmiyorum.
ya da ateşten kopan karanfil çiçeği okları gibi
seni bazı karanlık şeylerin sevilmesi gerektiği gibi seviyorum
gölgeyle ruh arasındaki gibi gizlice.
seni nasıl olduğunu bilmeden seviyorum ya ne zamandan ve nereden
seni dosdoğru seviyorum
karışıklıklar ve kibir olmadan
öyle yakınsın ki göğsündeki ellerin benim elim
öyle yakınsın ki gözlerini kapadığında uykuya dalıyorum ve
hep seni düşünüyorum...

bu da bir çeviri şiir, patch adams filminde geçiyordu ama yazarını bilmiyorum.  

Young Gun Magic

29 Mar 2007 00:28

Mesaj Gönder

 

seksenbuk

29 Mar 2007 23:15

Mesaj Gönder

dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

vurulduk ey halkım, unutma bizi...

yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. isteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. yüreğimiz işçiyle birlikte attı. yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. bizleri yok etmek istediler hep. öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

ölümcül hastaydık. bağırsaklarımız düğümlenmişti. hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. vicdan sustu. insanlık sustu.

göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

kanserdik. ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. uydurma davalarla kapattılar hücrelere. hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. istanbul’daki, ankara’daki işçiler, sizin için öldük. adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi...

bağımsızlık mustafa kemal’den armağandı bize. emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. kurtuluş savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. bir kez anlamak istemediler. vurulduk ey halkım, unutma bizi... henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. bir kadın eline değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç. mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

asıldık ey halkım, unutma bizi...

bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi...

özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

uğur mumcu  

eflatun

31 Mar 2007 00:54

Mesaj Gönder

kemanın dört teli

çocuklukta, gözlerin sonsuz kadar maviydi.
şimdi gençlik, tek başına bir ardıç kuşunun
öttüğü bahçedir onlar.
orta yaşta, fırtınalı bir denizi andıracaklar.
yaşlılık, karasevdaya döndürecek gözlerini
yalnız, yapayalnız olacaklar
perde kapandıktan sonraki sahne gibi.

ismet özel  

seksenbuk

01 Nis 2007 20:13

Mesaj Gönder

bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş´ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
ben de söyledim o türküyü!

yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!


akın var
güneşe akın!
güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

işte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!


akın var
güneşe akın!
güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
neş´emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
vaktimiz yok onların matemini tutmaya!


akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
haykırdı en önde giden,
emreden!
bu ses!
bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
emret ki ölelim
emret!
güneşi içiyoruz sesinde!
coşuyoruz,
coşuyor!..
yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!


akın var
güneşe akın!
güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!



toprak bakır
gök bakır.
haykır güneşi içenlerin türküsünü,
hay-kır
haykıralım!


nazım hikmet ran


(unutma bizi halkım... harika)  

Goodbye_blue_sky

01 Nis 2007 21:11

Mesaj Gönder

kırılgan bir çocuğum ben
yüreğim cam kırığı
bütün duygulardan önce
öğrendim ayrılığı
saldırgan diyorlar bana
oysa kırılganım ben
gözyaşlarım mücevher
saklıyorum herkesten
ürküyorlar gözümdeki ateşten
ürküyorlar dilimdeki zehirden
ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
diyorlar: bir yanı sarp bir uçurum,
bir yanı çılgın dağ doruğu.
oysa böyle yapmasam ben
nasıl korurum içimdeki çocuğu?
bir yanım çılgın nar ağacı
bir yanım buz sarayı

murathan mungan  

seksenbuk

02 Nis 2007 00:35

Mesaj Gönder

bir akşamüstüdür şarabî
bahçeler ve dağlar üzre hükümran;
tam dünyayı dolaşmak saatindesin.
ay ışığı su içer birazdan.
kızarmış kalçalarını çanlar
alabildiğine vurur.
sen çocuk tulumunda
matbaa mürekkebi
rüsva olmuş ellerinin emeği,
manşetlerde kilometre kilometre yalan
sallanır durur.

bir akşamüstüdür katil, muhteşem
alıp götürmüşler dost dediğini
almış rüzgârlar içini,
ümide benzer, sevdaya benzer...
soğuk bir namludur kör ve pusuda
ense kökünde zulüm,
ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur
burnun dibine hürriyet.
seviyorum mümkün değil;
aranızda kurşun, yasak bölge var
sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel
kanunu yapanlar ihtiyar.


ahmed arif  

Goodbye_blue_sky

02 Nis 2007 21:48

Mesaj Gönder

bir ufka vardık ki artık
yalnız değiliz sevgilim.
gerçi gece uzun,
gece karanlık
ama bütün korkulardan uzak.
bir sevdadır böylesine yaşamak,
tek başına
ölüme bir soluk kala,
tek başına
zindanda yatarken bile,
asla yalnız kalmamak.

şafakları ben balığa çıkarım
akan akmayan sularda
benim, bütün tezgahlarda paydosa giden
bir bahar akşamı dünyada.
ben dört duvar arasında değilim
pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
karacadağ, çukurova ve cibalide.

zehirli kör yılanları
ve sıtmasıyla
gün yirmidört saat insan avında
karacadağda çeltikler.
bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
- ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
sol omzunda nazarlık,
dağ başında unutulmuş üşümüş,
minicik bir aşiret kızının -
damla-damla, berrak olur pirinci.
kamyonlarla, katır kervanlarıyla
beyler sofrasına gider...

çukurovam,
kundağımız, kefen bezimiz
kanı esmer, yüzü ak.
sıcağında sabır taşları çatlar,
çatlamaz ırgadın yüreği.
dilerse buluttan ak,
köpükten yumuşak verir pamuğu.
külhan, kavgacıdır delikanlısı,
ünlü mahpusanelerinde anadolumun
en çok çukurovalılar mahpustur,
dostuna yarasını gösterir gibi,
bir salkım söğüde su verir gibi,
öyle içten
öyle derin,
türkü söylemek, küfretmek,
çukurova yiğidine mahsustur...

tütünü bilir misin?
"kız saçı" demiş zeybekler,
su içmez her damardan,
yerini kolay beğenmez,
üşür
naz eder,
darılır
iki parmak arasında kıyılmış,
bir parçası var kalbimin
incecik, ak kağıtlara sarılır,
dar vakit yanar da verir kendini.
dostun susan dudağına...

sokaklardan,
kıyılardan,
gök mavisinden,
ekmeğinden,
canevinden ayrı düşmeye
yani bütün hasretlerin kahrına
ve zehrine çaresiz kalmaların,
ilk nefesi hızır gibi yetişir
cibalide sarılan cıgaranın...

tütün işçileri yoksul,
tütün işçileri yorgun,
ama yiğit
pırıl - pırıl namuslu.
namı gitmiş deryaların ardına
vatanımın bir umudu..


ahmed arif
 

Goodbye_blue_sky

02 Nis 2007 21:52

Mesaj Gönder

disvelato v’ho, donne, in alcun membro
la viltà de la gente che vi mira,
perché l’aggiate in ira;
ma troppo è più ancor quel che s’asconde 130
perché a dicerne è lado.
in ciascun è di ciascun vizio assembro,
per che amistà nel mondo si confonde:
ché l’amorose fronde
di radice di ben altro ben tira, 135
poi sol simile è in grado.
vedete come concludendo vado:
che non dee creder quella
cui par bene esser bella,
esser amata da questi cotali; 140
che se beltà tra i mali
volemo annumerar, creder si pòne,
chiamando amore appetito di fera.
oh cotal donna pera
che sua beltà dischiera 145
da natural bontà per tal cagione,
e crede amor fuor d’orto di ragione!

canzone, presso di qui è una donna
ch’è del nostro paese;
bella, saggia e cortese 150
la chiaman tutti, e niun se n’accorge
quando suo nome porge,
bianca, giovanna, contessa chiamando:
a costei te ne va’ chiusa ed onesta;
prima con lei t’arresta, 155
prima a lei manifesta
quel che tu se’ e quel per ch’io ti mando;
poi seguirai secondo suo comando  

JaniSSary61

03 Nis 2007 00:32

Mesaj Gönder




Sayfa:   Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32   Sonraki