hoşunuza giden şiirleri paylaşın..

Anasayfa  \  Forumlar  \  Okuma  \  hoşunuza giden şiirleri paylaşın..
 
saf felsefe ruhsal çabadır,
sürekli tefekkür yoluyla,
tek-tanrının hakikat bilgisi'ne erişmek için.

ama şimdi kehanette bulunarak
diyorum ki, gelecek zamanlarda
hiç kimse tek bir amaç uğruna
ve kalp temizliğiyle
felsefenin peşinde olmayacak.

kıskanç ve hasis tabiatlı olanlar
engelleyeceklerdir
insanın keşfetmesini
paha biçilmez ölümsüzlük nimetini.

felsefe yolunu şaşıracaktır,
anlaşılması zorlaşacaktır.
yozlaşmış olacaktır
aldatmaca görüşlerle.

büyük güçlükler içinde kalacaktır
aritmetik, müzik ve geometri gibi bilimler karşısında,

saf felsefeyi öğrenen kişi,
araştırır bilimleri.
hayal mahsulü teoriler olarak görmez,
tanrı'ya adanmış bilgiyi.

çünki o bilgidir ki ifşa eder sırlarını,
sayıların gücüyle düzenlenmiş
mükemmelen işleyen evrenin.

çünki o bilgidir ki, belirler
denizlerin derinliğini ve ateşin güçlerini
ve fiziksel cisimlerin büyüklüğünü,
bunlar saygı dolu bir huşu verir
yaratıcı'nın ustalığı ve bilgeliği karşısında;

çünki müziğin esrarı
tanıklık eder yüce sanatçı'nın
emsalsiz dehasına.

güzel bir ahenkle birleştirmiştir her şeyi
tek bir bütün içinde
tatlı nağmelerle dolup taşarak.

tanrı'yı sevmek düşüncede,
kalpten ve katışıksız biçimde,
ve onun iradesinin erdemliliğini izlemek;
felsefe budur,
gölge düşürmediği
amaçsız fikirleri destekleyen zorlayıcı arzuların.

ancak şimdiden görüyorum ki gelecek zamanlarda
zeki ve entelektüel kişiler
yanlış yola sevk edecek insan zihinlerini,
onları saf felsefeden saptırarak.

mısır göklerin bir suretidir
ve kozmos tümüyle burada ikamet eder,
burasıdır mabedi;

ama tanrılar yeryüzünden gidecekler
ve gökyüzüne dönecekler,
ruhsallığın eski vatanını geride bırakarak

mısır terk edilmiş ve ıssız kalacak,
tanrıların mevcudiyetinden yoksun.

yabancıların eline düşecek
bizim kutsal adetlerimizi yadsıyacak olan.

bu sizi ağlatıyor mu?
daha beteri gelecek.

bu ülke ki bir zamanlar,
insanlığın ruhsal öğretmeniydi,

bu ülke ki öyle sevmiş ve adamıştı ki kendini tanrılara
onlar bile tenezzül etmişlerdi yeryüzünde ikamete,

ah mısır!
dininden hiçbir şey kalmayacak,
boş bir masaldan başka,
buna kendi çocukların bile inanmayacaklar.
geriye hiçbir şey bırakılmayacak bilgeliğini anlatacak,
eski mezar taşlarından başka.

insanlar hayattan yorulmuş olacaklar
ve vazgeçecekler görmekten
saygı dolu bir hayranlığı hak ettiğini evrenin.

ruhsallık, bütün nimetlerin en büyüğü,
sonuna gelmenin işaretlerini verecek
ve itibar görmeyen bir yük gibi algılanacak.

dünya artık sevilmeyecek
tanrının emsalsiz eseri olarak;
onun ilksel mükemmelliğinin
şahane bir anıtı,
tanrısal irade'nin bir aracı,
ululaması ve şükretmesi için
görenlerin.

mısır yoksul kalacak.
her kutsal ses susturulacak.
karanlık aydınlığa tercih edilecek.
gözler gökyüzüne çevrilmeyecek.
saf olanların aklını kaçırdığı düşünülecek
ve saf olmayanlar bilge diye saygı görecekler.

deliye cesur gözüyle bakılacak
ve kötüler iyi sayılacak.
ölümsüz ruhun bilgisine
gülünüp yadsınacak.
göklere layık saygı dolu sözler
ne duyulacak ne kabul edilecek.

işte ben, üç kere yüce hermes,
insanların ilki,
erişmek için tüm bilgiye,
kazıdım tanrıların sırlarını
bu taş tabletler üzerine
kutsal semboller ve hiyerogliflerle.

ve onları sakladım gelecekte
bizim kutsal bilgeliğimizi arayacaklar için.

her şeyi gören zihin vasıtasıyla,
şahitlik ettim bizzat
göklerin görünmez yüzüne,
ve tefekkür yoluyla eriştim
hakikat bilgisine.

işte bu bilişle yazıyorum
tüm bu mısraları...  

Lady In Blue

14 Tem 2009 20:47

Mesaj Gönder

belki biraz kendilerine gelirler kim bilir......????


yaramaz çocuklar gibisiniz..... aşkı bir oyun, sevgiliyi de bir oyuncak gibi görüyorsunuz...önce her çocuk gibi o oyuncağa sahip olmak için her şeyi yapıyorsunuz.. hatta yalanlar söylüyorsunuz.. kendinizi dğeiştirip olmadığınız gibi görünüyor, oyuncağı elde etmek için her türlü yolu mübah sayıyorsunuz....

oyuncak sizin olduğu an oyun başlıyor.. elde etmel için söylediğiniz yalanları, değiştirdiğiniz kişiliğinizi en azından bir süre için devam ettirmek zorundasınız..!

ama bir süre sonrabu oyunun böyle deam edemeyeceğini anlıyorsunuz.. çünkü sıkılıyorsunuz..! yalan söylemek, başka biri olmak kolay değil elbette...! başta elinizden hiç bırakmadığınız o oyuncağa ayırdığınız zaman giderek azalıyor.. bir şey olmasın diye hep baş köşeye koyduğunuz, koruduğunuz oyuncağınızı hor kullanmaya, ona kötü davranmaya başlıyorsunuz.. yıpratıyorsunuz..

daha da ileri gidip bir süre sonra görmeye bile tahammül edemez hale geliyorsunuz.. orada, bir köşede, sessizce durması bile rahatsız ediyor sizi.. sonunda ´en iyisi ortadan kaldırmak!´ deyip, kırıyor ve atıyorsunuz...

sonra yeni bir oyuncak bulmak için yeniden aynı şeyleri yapmaya başlıyorsunuz. sonucunun yine aynı olacağını bilmenize rağmen, aynı sıkıcı oyunu tekrarlamaktan hiç vazgeçmiyorsunuz.. hayatınızı oyunlarla süslerken, kendinizi korkunç bir yalnızlığa mahkum ettiğinizin farkına bile varmıyorsunuz.. kıran, döken siz olduğunuz için kimsenin sizi kırmayacağınızı düşünüyorsunuz; ama yanılıyorsunuz.. kullandığınız silah bir gün mutlaka geri tepecektir.. ve siz asla yerinde olmak istemediğiniz o oyuncağa döneceksiniz.. birileride sizinle oynayacak, sizden sıkılacak, kıracak ve bir kenara atacak.. o zaman, hayıflanmak için ne yazıkki çok geç olacak....

aşk sizin yaşam kaynağınız olmalı, ciddiye almalısınız... önemli olan, elinizdekinin kıymetini elinizden gitmeden bilmektir.. bunu başarabiliyorsanız, mutluluğun formülünü de bulmuşsunuz demektir.. başaramıyorsanız.. sizin için üzgünüm... çok üzgünüm....  
fotoğrafı yok

merisu

14 Tem 2009 23:47

Mesaj Gönder

öğleden sonra 2 birası

hiçbir seyin önemi yok
bir yatakta debelenmekten baska
ucuz hayaller ve bir birayla
yapraklar ölürken ve atlar ölürken
ve ev sahibeleri koridorlarda dikmis gözlerini bakarken;
canlidir müzigi çekilmis perdelerin,
sinek sürüleri
ve patlamalar sonsuzunda
son insan'in magarasi;
hiçbir seyin önemi yok sizdiran lavabodan baska,
bos siseden,
keyiften,
kistirilmis
biçaklanmis ve tras edilmis gençlikten baska,
kendisine sözcükler ögretilip
ölsün diye
arkasi yastikla desteklenmis
gençlikten baska.  
fotoğrafı yok

merisu

17 Tem 2009 01:00

Mesaj Gönder

lady in blue demiş ki:
saf felsefe ruhsal çabadır,
sürekli tefekkür yoluyla,
tek-tanrının hakikat bilgisi'ne erişmek için.

ama şimdi kehanette bulunarak
diyorum ki, gelecek zamanlarda
hiç kimse tek bir amaç uğruna
ve kalp temizliğiyle
felsefenin peşinde olmayacak.

kıskanç ve hasis tabiatlı olanlar
engelleyeceklerdir
insanın keşfetmesini
paha biçilmez ölümsüzlük nimetini.

felsefe yolunu şaşıracaktır,
anlaşılması zorlaşacaktır.
yozlaşmış olacaktır
aldatmaca görüşlerle.

büyük güçlükler içinde kalacaktır
aritmetik, müzik ve geometri gibi bilimler karşısında,

saf felsefeyi öğrenen kişi,
araştırır bilimleri.
hayal mahsulü teoriler olarak görmez,
tanrı'ya adanmış bilgiyi.

çünki o bilgidir ki ifşa eder sırlarını,
sayıların gücüyle düzenlenmiş
mükemmelen işleyen evrenin.

çünki o bilgidir ki, belirler
denizlerin derinliğini ve ateşin güçlerini
ve fiziksel cisimlerin büyüklüğünü,
bunlar saygı dolu bir huşu verir
yaratıcı'nın ustalığı ve bilgeliği karşısında;

çünki müziğin esrarı
tanıklık eder yüce sanatçı'nın
emsalsiz dehasına.

güzel bir ahenkle birleştirmiştir her şeyi
tek bir bütün içinde
tatlı nağmelerle dolup taşarak.

tanrı'yı sevmek düşüncede,
kalpten ve katışıksız biçimde,
ve onun iradesinin erdemliliğini izlemek;
felsefe budur,
gölge düşürmediği
amaçsız fikirleri destekleyen zorlayıcı arzuların.

ancak şimdiden görüyorum ki gelecek zamanlarda
zeki ve entelektüel kişiler
yanlış yola sevk edecek insan zihinlerini,
onları saf felsefeden saptırarak.

mısır göklerin bir suretidir
ve kozmos tümüyle burada ikamet eder,
burasıdır mabedi;

ama tanrılar yeryüzünden gidecekler
ve gökyüzüne dönecekler,
ruhsallığın eski vatanını geride bırakarak

mısır terk edilmiş ve ıssız kalacak,
tanrıların mevcudiyetinden yoksun.

yabancıların eline düşecek
bizim kutsal adetlerimizi yadsıyacak olan.

bu sizi ağlatıyor mu?
daha beteri gelecek.

bu ülke ki bir zamanlar,
insanlığın ruhsal öğretmeniydi,

bu ülke ki öyle sevmiş ve adamıştı ki kendini tanrılara
onlar bile tenezzül etmişlerdi yeryüzünde ikamete,

ah mısır!
dininden hiçbir şey kalmayacak,
boş bir masaldan başka,
buna kendi çocukların bile inanmayacaklar.
geriye hiçbir şey bırakılmayacak bilgeliğini anlatacak,
eski mezar taşlarından başka.

insanlar hayattan yorulmuş olacaklar
ve vazgeçecekler görmekten
saygı dolu bir hayranlığı hak ettiğini evrenin.

ruhsallık, bütün nimetlerin en büyüğü,
sonuna gelmenin işaretlerini verecek
ve itibar görmeyen bir yük gibi algılanacak.

dünya artık sevilmeyecek
tanrının emsalsiz eseri olarak;
onun ilksel mükemmelliğinin
şahane bir anıtı,
tanrısal irade'nin bir aracı,
ululaması ve şükretmesi için
görenlerin.

mısır yoksul kalacak.
her kutsal ses susturulacak.
karanlık aydınlığa tercih edilecek.
gözler gökyüzüne çevrilmeyecek.
saf olanların aklını kaçırdığı düşünülecek
ve saf olmayanlar bilge diye saygı görecekler.

deliye cesur gözüyle bakılacak
ve kötüler iyi sayılacak.
ölümsüz ruhun bilgisine
gülünüp yadsınacak.
göklere layık saygı dolu sözler
ne duyulacak ne kabul edilecek.

işte ben, üç kere yüce hermes,
insanların ilki,
erişmek için tüm bilgiye,
kazıdım tanrıların sırlarını
bu taş tabletler üzerine
kutsal semboller ve hiyerogliflerle.

ve onları sakladım gelecekte
bizim kutsal bilgeliğimizi arayacaklar için.

her şeyi gören zihin vasıtasıyla,
şahitlik ettim bizzat
göklerin görünmez yüzüne,
ve tefekkür yoluyla eriştim
hakikat bilgisine.

işte bu bilişle yazıyorum
tüm bu mısraları...



hoşuma gitmeye devam ediyor... Very Happy  

Lady In Blue

20 Tem 2009 20:00

Mesaj Gönder

henüz küçücük bir çocukken aşkı sorsalardı bana
annem babama kahve yaptığında
olmuş mu diye tadına bakmasıdır derdim
ya da patates kızartmalarımın hepsini verebilmemdir aşk
büyüdükçe isteyerek mi zorlaştırıyoruz nedir
şimdi sorsalar aynı soruyu katlanmaktır diyebilirim
işe, güce, yoğunluğa,pahalılığa,uyuşmazlığa,görüşememeye katlanmak
kırk yıl sonra sorulacak olsa aynı soru
yani un elenmiş elek asılmışken
koşu bitmedeyken yani
derdim ki
içinde çiçekler ve kitaplar olan
ve karlı bir bahçeye bakan giriş katındaki dairede
dizlerime örtülen battaniyedir aşk.  
fotoğrafı yok

merisu

21 Tem 2009 00:02

Mesaj Gönder

kanayan dizlerimdi sadece gerçek rakibimi bulana kadar, önemsizmiş. rakibim ki uğruna dertlere düştüğüm sevdiğimmiş. bahtsız mı dedim kendime, ne büyük hata! oysa bu serüvende kendime “hiç” desem yeriymiş. düştümdü yere devin kollarından. topu topu birkaç çizik, dizimde bir kanlı yara ve bir kırık kemiktim. ama kısa sürdü toparlanmam, çünkü biliyordum ki rakibim de olsa sevdiğimin dizinin dibindeydim. tuttu beni canım, kaldırdı ayağa. ve hazırladım kendimi yaşanacak en büyük savaşa. “bir” miydim artık, hayır. böldüm kendimi, çoğaldım. ve benliğimden kocaman bir ordu yarattım. ve çektim kılıncımı sevdiğimin kalın zırhına sapladım. ben savurdukça silahımı kalınlaştı zırh. ve kalınlaştıkça o, ben ağladım. şükür dedim, içimdeki yangın sönecek. ama nafile. yaşlar aktıkça gönlüme, ateşim dineceği yerde daha bir harlandı. ve gönlümün dumanı beni harp meydanında görmez bıraktı. ne vakit ki araladım gözümü, çektim bir daha kılıcımı. ama ortada ne bir rakip ne bir sevgili kalmıştı. ah, benim güzeller güzeli kraliçem, eşsiz dulsinya! reva mıdır gitmek öylece bırakıp beni savaş meydanında? sorarım şimdi ben kim kazandı bu harbi? kalıp zapteyleyen mi yoksa, kaçıp meydanı silahlarımıza terk eden mi?


bir serüvendir girdim, doğru
ne altımda atım, ne yanımda yoldaşım
ve bu liyakat yolunda
cenk meydanından ben mağlup ayrıldım  
fotoğrafı yok

merisu

21 Tem 2009 00:03

Mesaj Gönder

hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamanız
için; hangisinin birsüre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur;
hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin
ayak parmakları ilginizi çekmiştir, hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır, hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir, hangisi için
sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır? ! ...  
fotoğrafı yok

merisu

21 Tem 2009 00:21

Mesaj Gönder

sizler ki benim en büyük yanlışlığımsınız
o, cesaretle çiselediğim gözaltı sevgilerde
çok başıma direndiğim iftira alemleri
bir çocuk nefreti yaşamak kadar hüzünlü
ve her küfredişimde imkansızsınız!

sizler ki benim inancım
en büyük ahlaksızlığımsınız!  
fotoğrafı yok

merisu

21 Tem 2009 00:24

Mesaj Gönder

bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan once
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela


yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda ..  
fotoğrafı yok

MeTaSTaTiC

24 Tem 2009 15:19

Mesaj Gönder

çizilmiş resimler var her yanda, söylenmiş sözler..
gözlerin değdiği onca şey..
sakin değil şiddetliydi, okunmuş kitapların kaderini taşımak..
beklemek.. sebepsiz..
bir zamanlar okunmuş olmak..
üfllenecek tozları biriktirmek..
ya da sararmak usul usul, fark ettirmeden..
hangi el, hangi göz daha değer bilmeden..
değmeden belki de..
sancı..
usul usul...
yüzümdeki hüzün..
sonra..
sonra..
sonrası boşluk..
dolduramadığım onca boşluğun adı..
adı konulamayan ayrılığın anlamı..
kalmak zor..
durmak beklemek vakit alır..
sakin değil, şiddetli bir kalp ağrısı, ama sen olmayan..
kimselere anlatacak bir şey yok,
kendime laf anlatamazken..
ses..
bir yerden çıkıp gelen, çekip giden o ses..
kararlarımın arkasındaki ben.. duramadım..

arkasında duramadığım onca şeyi arkama alarak durmak..

çizilecek resimler var daha..
söylenecek sözler..  

BaNg BaNg

27 Tem 2009 00:37

Mesaj Gönder

değişen ben değilim
dönüşen savaş
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak

şimdi ölüm bile yetmiyor
acılarımızı tartmaya
dostlar
alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi artık
selamlaşmalar

değişen ben değilim
dönüşen savaş

artık zaman bile yetmiyor
yaşadığımızı sanmaya

yine de ışıklar bu kenti
güzelmiş gibi gösteriyor
geceleri...

geceler...
yani
ahmet haşim in kafiyeleri...

seni aklıma düşüren
yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus

bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız
ve kafiyelerimiz var...

işte hepsi bu kadar...  
fotoğrafı yok

MeTaSTaTiC

27 Tem 2009 14:47

Mesaj Gönder

bu şiirle aramda bir beğeni oluştu. beğendim beğeneli, böyle gidiyor Very Happy





saf felsefe ruhsal çabadır,
sürekli tefekkür yoluyla,
tek-tanrının hakikat bilgisi'ne erişmek için.

ama şimdi kehanette bulunarak
diyorum ki, gelecek zamanlarda
hiç kimse tek bir amaç uğruna
ve kalp temizliğiyle
felsefenin peşinde olmayacak.

kıskanç ve hasis tabiatlı olanlar
engelleyeceklerdir
insanın keşfetmesini
paha biçilmez ölümsüzlük nimetini.

felsefe yolunu şaşıracaktır,
anlaşılması zorlaşacaktır.
yozlaşmış olacaktır
aldatmaca görüşlerle.

büyük güçlükler içinde kalacaktır
aritmetik, müzik ve geometri gibi bilimler karşısında,

saf felsefeyi öğrenen kişi,
araştırır bilimleri.
hayal mahsulü teoriler olarak görmez,
tanrı'ya adanmış bilgiyi.

çünki o bilgidir ki ifşa eder sırlarını,
sayıların gücüyle düzenlenmiş
mükemmelen işleyen evrenin.

çünki o bilgidir ki, belirler
denizlerin derinliğini ve ateşin güçlerini
ve fiziksel cisimlerin büyüklüğünü,
bunlar saygı dolu bir huşu verir
yaratıcı'nın ustalığı ve bilgeliği karşısında;

çünki müziğin esrarı
tanıklık eder yüce sanatçı'nın
emsalsiz dehasına.

güzel bir ahenkle birleştirmiştir her şeyi
tek bir bütün içinde
tatlı nağmelerle dolup taşarak.

tanrı'yı sevmek düşüncede,
kalpten ve katışıksız biçimde,
ve onun iradesinin erdemliliğini izlemek;
felsefe budur,
gölge düşürmediği
amaçsız fikirleri destekleyen zorlayıcı arzuların.

ancak şimdiden görüyorum ki gelecek zamanlarda
zeki ve entelektüel kişiler
yanlış yola sevk edecek insan zihinlerini,
onları saf felsefeden saptırarak.

mısır göklerin bir suretidir
ve kozmos tümüyle burada ikamet eder,
burasıdır mabedi;

ama tanrılar yeryüzünden gidecekler
ve gökyüzüne dönecekler,
ruhsallığın eski vatanını geride bırakarak

mısır terk edilmiş ve ıssız kalacak,
tanrıların mevcudiyetinden yoksun.

yabancıların eline düşecek
bizim kutsal adetlerimizi yadsıyacak olan.

bu sizi ağlatıyor mu?
daha beteri gelecek.

bu ülke ki bir zamanlar,
insanlığın ruhsal öğretmeniydi,

bu ülke ki öyle sevmiş ve adamıştı ki kendini tanrılara
onlar bile tenezzül etmişlerdi yeryüzünde ikamete,

ah mısır!
dininden hiçbir şey kalmayacak,
boş bir masaldan başka,
buna kendi çocukların bile inanmayacaklar.
geriye hiçbir şey bırakılmayacak bilgeliğini anlatacak,
eski mezar taşlarından başka.

insanlar hayattan yorulmuş olacaklar
ve vazgeçecekler görmekten
saygı dolu bir hayranlığı hak ettiğini evrenin.

ruhsallık, bütün nimetlerin en büyüğü,
sonuna gelmenin işaretlerini verecek
ve itibar görmeyen bir yük gibi algılanacak.

dünya artık sevilmeyecek
tanrının emsalsiz eseri olarak;
onun ilksel mükemmelliğinin
şahane bir anıtı,
tanrısal irade'nin bir aracı,
ululaması ve şükretmesi için
görenlerin.

mısır yoksul kalacak.
her kutsal ses susturulacak.
karanlık aydınlığa tercih edilecek.
gözler gökyüzüne çevrilmeyecek.
saf olanların aklını kaçırdığı düşünülecek
ve saf olmayanlar bilge diye saygı görecekler.

deliye cesur gözüyle bakılacak
ve kötüler iyi sayılacak.
ölümsüz ruhun bilgisine
gülünüp yadsınacak.
göklere layık saygı dolu sözler
ne duyulacak ne kabul edilecek.

işte ben, üç kere yüce hermes,
insanların ilki,
erişmek için tüm bilgiye,
kazıdım tanrıların sırlarını
bu taş tabletler üzerine
kutsal semboller ve hiyerogliflerle.

ve onları sakladım gelecekte
bizim kutsal bilgeliğimizi arayacaklar için.

her şeyi gören zihin vasıtasıyla,
şahitlik ettim bizzat
göklerin görünmez yüzüne,
ve tefekkür yoluyla eriştim
hakikat bilgisine.

işte bu bilişle yazıyorum
tüm bu mısraları...  

Lady In Blue

03 Ağu 2009 14:09

Mesaj Gönder

sen bana bakma
ben senin baktığın yönde olurum  

rahmetlibaskankenedi

04 Ağu 2009 20:14

Mesaj Gönder

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

can yücel  

dudaklarim kilitli

05 Ağu 2009 01:25

Mesaj Gönder

onulmaz
iyileşmez hiçbir yara bilirsin
tortusu kalır
hangi ses unutturabilir
ilk bıçağın yankısını
sende rehin kalmıştır
gecenin saplantısı

hiçbir yara
hiçbir zaman iyileşmez bilirsin
saklısı kalır
yel esince sızılanır
su susunca ikindilerde
herşey vakitsizce gelişir
birine sevişirsin
ötekini düşünürken

sabahları zordur korsan sevişmelerin
eski yaraların ağrır
oysa ne bir iz görünür teninde
ne şiiri ses verir orta kulağında
yalnız bir yürüme isteği vardır
eski yaraların eski yerinde

kahvaltısı zordur olmasaydı bir sevişmenin
ve hep ten tuzu basmaktır
eski yaraların eski yerlerine
hiçbir yara
tam olarak iyileşmez bilirsin
hangi bakış unutturabilir
ilk bıçağın ışıltısını
karanlıktaki

şairden bir bok olmaz sabaha karşı
sebepsiz hüzünler yazar ehliyetinde
ve ne söylese yalandır
alkol kontrolünde
sevmek bizahiti yaralanmaktır
ve yaralar hiçbir zaman iyileşmez teninde
yanlış vurulmuş bir aşıdan sızar da
diriltir solgun baharları
şiire sebep istemez
şairden bir bok olmaz ve
hiçbir yara
hiçbir zaman tam olarak iyileşmez

bardaklarda dudak izleri birikir
sahnede eğri büğrü sesler
ve sade bir yürümek isteği tek başına
eski bir yaranın artık gözle görülmeyen izinde...

çünkü hiçbir yara hiçbir zaman tam olarak iyileşmez
çünkü en hızlı hatırlanandır
en eski unutulan
ondan gelen ıtırlar olur yellerde
her esinti bir acılı kokuyu taşır hassas burunlara
savrulur gidersin
çok eski çok acıtan bir ağustosa
nasıl kıyısında kalmıştık
yapış yapış bir yazın
daha başkaydı hani yüzünde
herkese aynı oranda bulaşan tuz
yolların açmazıydı enginlikle kabaran
ve bütün yanlışları dalga dalga saklayan
şarkılıktan usanmış deniz
ve denizi herşeye benzeten şiirler
ve kıstırılmış istridyelerde kullanılmış inci taneleri...

çünkü bilirsin
hiçbir yara hiçbir zaman
tam olarak iyileşmez!  

dudaklarim kilitli

05 Ağu 2009 01:53

Mesaj Gönder




Sayfa:   Önceki  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32   Sonraki