28. uluslararası istanbul film festivali

Anasayfa  \  Forumlar  \  Sinema & TV  \  28. uluslararası istanbul film festivali
 
ne ara izledin?
bugün ben tokyo sonata'dan başlamak üzere tüm gün rexx'te olucam.olurda sag kalan son hücrelerini öldürüp oralara gelmeye karar verirsen afişle seni ayrı ayrı hürmet göstererek agırlarım.
ama dur sen la rabia'yı da izledin,sommers town'ı da di mi,gelmezsin?  

kill the baby

11 Nis 2009 11:40

Mesaj Gönder

agnes'in plajları (antep'in hamamları) 'na gelmek istiyorum çok. gelirsem ararım zaten kesin.  

ukulelestar

11 Nis 2009 11:51

Mesaj Gönder

acilis gecesi izledigim hosgeldiniz'den beri hangi filmi izlesem agliyorum. (cok acaip bi hikaye ve sıcak bi anlatimdicok etkilendim, insanin yatıp kalkıp sukretmesi lazım diesim gelio ama kinanicagimi bildigim icin siz bunu okumamis sayın).. gecen gece 50 dead man walking (canım jim sturgesscim) sonrasi izledigim sunshine cleaning beni dagitip darmadagin etmistir. bi halta yaramadigini dusunen herkese armagan olsun.. konteste julie delphy nin guzel is kotardigini dusunuyorum. bazi sahneleri uzun ve bazi bolumleri gereksiz derecede sıkıcı olsa da cok guzel bir is basarmis. zaten kucuklugunden beri pek severim. gelelim mahmut'a.. gael garcia bernal amerikan ingilizcesi konusmasin hatta native speaker olmayan kimse amerikan aksani denemesin sahsimca olmuyo oturmuyo.. yine de tum danimarka halkının cebinden cikan paralarla cekildigi belli olan bilmem kac farkli acidan hayatın karmasikligini ve o kadar da basitligini anlatan bu film ne kadar izlememis olsam da bana babil'i hatırlatti. filmdeki aci surpriz cok carpiciydi, uzun sure etkisinden kurtulamadim.. onun oncesinde reader i da izleyince kimin yerine koysam kendimi hak veriyorum annecim demeye basladim.. bu aksam goz gore gore (ikeada kofte yicem die) tum festival icinde en merak ettigim yaz filmini kacirdigim icin kendimi bi daha kinamaktan cekinmiyorum: yuh -ama taksim trafigine ne demeli - sus otur onceden dusunseydin- peki..  

nunu

12 Nis 2009 00:19

Mesaj Gönder

rembrandt's j'accuse ilk filminden daha güzeldi ayrıca peter greenaway'in sunumu çok hoştu Bravo  
fotoğrafı yok

dauven

12 Nis 2009 00:28

Mesaj Gönder

bi daha ki festival ya ben emekli ya da zengin olunca yapılsın lütfen : (  

melloow

12 Nis 2009 15:44

Mesaj Gönder

2 genc kız 2 ya da el nino pez fena kötü.kutlug ataman karakterlerini ispanyolca neden konuşturmuş anlayamadım!honore icin mfc’nin dedigi’’2 erkek öpüşünce dünya cok daha iyi bir yer olacak zannediyor’’cümlesinin aynısını al buna da kur.kız de sadece.şu filmin sınıf catışmasından cinsel kimlik telaşına,ensest’ten adli yozlaşmaya dadanmadıgı bi tane şey kalmadı ve işin acı tarafı hicbirşeyin hakkını veremedi..hakkını vermeyi gectim,bariz bir denyoluk var elle tutulabilen.ablanın saclarını akmerkez mos’ta daha iyi kesemezlerdi onu da şey ediyim.

tokyo sonata,billy eliot’un babasının pirinc yiyip kravat taktıgı bi film.ama cok iyi film.soyadına kurban oldugumun kurosawa’sı bir cekirdek aile üzerinden yer yer absürdün sınırlarını zorlayarak koca bir japonya panoraması cıkarıyor.korku film kökenli olmanın kendine kattıklarıyla oluşturdugu atmosfer bir dramada kolay rastlanılmayacak türden(bu radikal’in ekinde de yazıyor ciger)…o kadar maco o kadar umutsuz o kadar kendini sermiş bir ulus tasviri yapıyor ki dehşete düşmemek mümkün degil.ama yine de soyadının hikmetiyle bir acık kapı bırakıyor.kravatların cıkması şartıyla tabi…

ordan saikaku ichidai onna’ya zıplayınca tokyo sonata’ya giden yolun haritasını görüyoruz.1952’de 1600’lü yılların japonya tasvirinin bugünden ayrıldıgı tek nokta,taktıgı poşuyla yukarıda ki kızın saclarını kesmeyi reddeden mos’ta saclarını kestirmeyi beceren ‘’gönüllü amerikan askeri’’japon genc!

hilal’le başlayıp dolunay’la biten hardcore la rabia müthiş… bir kırsal kabusu,’’metropolden bunaldım berke,kacıcam’’cılara koca bir balgam. örtünme ve konuşma gibi 2 temel insan aksiyonunu reddeden,gözünü actıgı dünyanın boktanlıgını resimle ifade eden velede annesi-otorite,dayatan,rol bicen- ‘’böyle resimler cizme nati,çiçek ciz.cocuklar böyle resimler cizmezler’’ diyor.gözünü kapa,yaşa,sıranı sav…

yedigim bunca pandikten neyse ki the end’de yedigim hayırlara vesile oldu da somers town’ı sinemada izledim 2 güldüm eglendim,icimin yagları icine kacsın felan…

ben bi de bu festivalin gizli bir köpek gündemi oldugundan şüpheleniyorum yolcu.ulan bir sürü filmde it uluyor kervan yürüyor.ne iş bu arım balım petegim?  

kill the baby

12 Nis 2009 21:20

Mesaj Gönder

melloow demiş ki:
bi daha ki festival ya ben emekli ya da zengin olunca yapılsın lütfen : (
babama senden bahsedeceğim.  
fotoğrafı yok

Werder Veremem

12 Nis 2009 23:16

Mesaj Gönder

cumartesi gece yarısı loft u izledik . beklediğimizden daha güzeldi valla .
şimdi yaz var sırada =)  

ekşıngız

13 Nis 2009 10:38

Mesaj Gönder

daha çok o kızın anısı sanki.
sevgilin münasebetsizlik etmiş...  

ukulelestar

13 Nis 2009 17:42

Mesaj Gönder

cztery noce z anna nefis...  

kill the baby

13 Nis 2009 20:29

Mesaj Gönder

isabelle huppert kadar aklını oynatmanın yakıştığı başka kadın çok az bence. bi julianne moore, bi de tilda swinton belki? ama "home"'dan bizi uğurlayan nina simone tatlı tatlı "wild is the wind"i söylerken, "gelmiş geçmiş en büyük manyak bendim" diyor adeta... "home" epey keyifle izlenen bi çığrından çıkma hikayesi. bir ilk film için oldukça özenli bi çalışma olmasının yanı sıra (ve bu üsluba hürriyet'in tv'de bu hafta köşesinden teklif gelir), görüntü yönetimi ve ele aldığı hikayeyle de son derece sıradışı bir iş... barbar films türkiye haklarını satın almış; önümüzdeki aylarda perdede izleyebilirsiniz sanırım...

wired efendi'nin tacizlerine daha fazla karşı koyamayarak izlediğim "lake tahoe" ise kusursuza yakın bir anlatımla olağan bir yaşam kesiti sunuyor meksika semalarından. nothing happens sinemasına mensup bir yapıt olduğunu pekala söyleyebileceğimiz film (eyvah durduramıyorum bu üslubu), baş karakteriyle içten bir bağ kurarak, sıkça başvurduğu karartmalarla göz kırpma anlarını bile es geçmiyor... eimbcke'in bol bol övülen "duck season"ını bir türlü görememiştim ama bu filmden sonra artık onu da bulup izlemek şart oldu... very nice, topicseviciler...  

ukulelestar

14 Nis 2009 17:59

Mesaj Gönder

werder veremem demiş ki:
babama senden bahsedeceğim.


öhm, profaylıma hemen bi boy fotoğrafı ekliyorum.  

melloow

14 Nis 2009 18:21

Mesaj Gönder

agnes'in plajları.
redsonja o kadar çok bahsetti ki merakımdan çatlayacağım.
bir de çölün simonu.  

.mariposa

14 Nis 2009 21:56

Mesaj Gönder

"troubled water"ı çok sevdim. tertemiz iş. elbette nefes kesici ve yepyeni değil ama o kadar tane tane ve anlamlı ki, çok değerli. karakterlerin acıyı ifade etme biçimi, yapay bi abartıdan uzak. hikaye yürek burkucu ama duygu sömürüsü değil. benzer konuları ele alan diğer dramalarda olduğu gibi, bu film de acıyla gerçekleştirilen çaresiz yüzleşmeyi perdenin ortasına bırakıveriyor. oyuncular ve müzik kullanımına da bir alkış... şaka maka norveç ve danimarka bu yılki festivalin yıldızı adeta.

"the countess"
ise akıl almaz! hala gülüyorum... julie delphy beni iki üç sahnede altıma kaçırtacak noktaya getirdi. ve filmi de ilginç şekilde sevdim. çok sevimsiz, çok itici ve delphy kesinlikle böyle bir dönem filminin altından kalkamamış ama hay allah, nesi böyle cazip ve soluksuz bağlayıcı anlamadım. daniel brühl'ü 21 yaşında yuh ufal da cebime gir haliyle yemedik elbette o aygır bedeniyle ama kankasını eksik edecek değildi elbette julie. ve nitekim ben bu aşka değil ama bu gözü karalığa inandım. "who's afraid of kanlı kontes" kalabalık bi grupla korku filmi niyetine keyifle izlenebilir...  

ukulelestar

14 Nis 2009 23:06

Mesaj Gönder

yarın ya da bir sonraki gün gideceğiz sanırım.. hafta sonu incelediğim afişler ve kitapçık sonrası kaçırdıklarım adına da bir hayli üzüldüm Neutral  

bianka

15 Nis 2009 23:58

Mesaj Gönder




Sayfa:   Önceki  1 2 3 4 5 6 7   Sonraki