küçük yolculukları özlediğin ve her şeyin bunalttığı zamanlar vardır.
kimseye itiraf edemediğin sıkışkan zamanlar. zira söyleyebileceğin herkes fazlasıyla alıngan, alıngan değilse de fazlasıyla hissiyatsı olmuştur. ne hissiyatsızların anlayışsızlığı seni memnun eder, ne de alınganların küskülüğü.
işte o an yalnızsındır.
kalabalığın, sıcağın, boğucu nemin ortasında, yapa yalnız. yapabileceğin tek şey nefret ettiğin, senkronik rutine geri dönmektir.
kaçışların sadece rüyalarında olur...
kaçabilirsen.
işte o an çaressizsindir.
kimseye itiraf edemediğin sıkışkan zamanlar. zira söyleyebileceğin herkes fazlasıyla alıngan, alıngan değilse de fazlasıyla hissiyatsı olmuştur. ne hissiyatsızların anlayışsızlığı seni memnun eder, ne de alınganların küskülüğü.
işte o an yalnızsındır.
kalabalığın, sıcağın, boğucu nemin ortasında, yapa yalnız. yapabileceğin tek şey nefret ettiğin, senkronik rutine geri dönmektir.
kaçışların sadece rüyalarında olur...
kaçabilirsen.
işte o an çaressizsindir.
çaresizlik sadece bir tanımdır...ne sorundur ne de çözümdür.
| admaniac demiş ki: |
| yalnızlığın yalnızlığım olduğundan beri gökkuşağımın renklerinden birisi gri ..
içinden çıkılamayacak hiçbir sorunun olmadığı halde içinden çıkamadığın bir hayat kurarsın da kendine ve sonra anlat derdini dediklerinde kekekme olduğunun farkına varırsın ya hani , işte o griden .. ki esmere hiç yakışmaz gri biliyorum, boğar hatta ; şinorkel niyetine nefes umuyorsam umutlarımdan , sebebi bu biline bundan böyle .. anlaşılmayı ummaktan da vazgeçeli çok oldu halbuki.. anladığımı sandıklarımdan 30 küsür yıllık kalelerim var , surlarında çocuklar elma şekerlerini yüzlerine bulaştırırlerken adile teyzenin masallarınıi-pod'larında dinliyorlar .. annemin "hadi artık geç oldu eve gel" melodisini de yükledim ki polifonik hazneme bundan sonra her çalan telefon tedirginlik nedeni . insan yalnızlığını anlatamamalı aslında , anlaşılabilen yalnızlık ta olmamalı kuantum dünyasında .. siyah beyaz kalabalıklardan kırmızı peleriniyle geçen o küçük kız çocuğundan öğreneceği çok şey olanda büyüdüm diye durmamalı karşımda. büyütenlerin , farkındalık yaratanlara üstünlüğünü kabul etmiyorsam yargılamamalı beni dünya . yalnızlığım , anlaşılmayı ummaktan vazgeçişlerim , farkındalıklarım ve büyümeyi içine hiç sindiremeyen nutella'sal direnişlerimin arasında bilinçli kayboluşlarım var benim , sesim oraya geliyormu ? |
hep sonradan yazılır notlar...aslında hiç de bir işe yaramaz...ne kadar dolu olursa olsun not defteri...kendi nasihatını bile dinlemesi zorken...
bir türk için çaresizlik yoktur,
sadece yumurtanın kapıya dayanması vardır
sadece yumurtanın kapıya dayanması vardır
ben niye bu durumu red etmek isteyip de sadece gözlerimle onaylıyorum :s
adliyedeki işlerim hariç
hiç bişeyi bi kağıda not alarak yapmadım
alışkanlık..
hiç bişeyi bi kağıda not alarak yapmadım
alışkanlık..
ozaman farklı boyuttan bakalım başlığa
ve
10 üzerinden 6 verelim şimdilik...
ve
10 üzerinden 6 verelim şimdilik...
küçük gülüşlerin solduğunda, soluk gündüzleri ne kadar az sevdiğini hatırlasın bazen... çay tadsız gelir, simitlerse bayat...
martılar eskisi kadar neşeli değildir.
insanlar eskisi kadar sempatik görünmüyordur, bazen görünmemesi gerektiklerine bile inanırsın. zamanın yavaşladığı, nefesinin ağırlaştığı anlarda çevrene bakarsın.
ne kadar boşlukta, ne kadar havada asılı olduğunu fark edersin.
eskiden arayıp, yanında olan yüzler tek tek silinmiştir. eskisi kadar aramaz olmuşlardır.
yada hiç aramazlar... mazeretler farklı farklıdır...
işler yoğundu...
zamanım olmuyor...
hayat elinden kayıp giderken, kendi mazeretlerimize gömülüp, kayboluyoruz.
elimizde kalanlarsa bir avuç mazeret oluyor.
gerimizde ise kaçırdığımız kocaman bir hayat...
bir iett otobusunun camındaki yansımasında baktığın gözler artık daha da yorgun, daha çizgili, ve daha da çökük göründüğünde, eskisinden farklı olarak bunu uykusuzluklarına bağlamazsın...
işte o zaman yaşlanmaya başlamışsındır.
martılar eskisi kadar neşeli değildir.
insanlar eskisi kadar sempatik görünmüyordur, bazen görünmemesi gerektiklerine bile inanırsın. zamanın yavaşladığı, nefesinin ağırlaştığı anlarda çevrene bakarsın.
ne kadar boşlukta, ne kadar havada asılı olduğunu fark edersin.
eskiden arayıp, yanında olan yüzler tek tek silinmiştir. eskisi kadar aramaz olmuşlardır.
yada hiç aramazlar... mazeretler farklı farklıdır...
işler yoğundu...
zamanım olmuyor...
hayat elinden kayıp giderken, kendi mazeretlerimize gömülüp, kayboluyoruz.
elimizde kalanlarsa bir avuç mazeret oluyor.
gerimizde ise kaçırdığımız kocaman bir hayat...
bir iett otobusunun camındaki yansımasında baktığın gözler artık daha da yorgun, daha çizgili, ve daha da çökük göründüğünde, eskisinden farklı olarak bunu uykusuzluklarına bağlamazsın...
işte o zaman yaşlanmaya başlamışsındır.
bazen şu karalamalarımı yazdıktan sonra atmasam diyorum...
| flying...[eldar] demiş ki: |
| bazen şu karalamalarımı yazdıktan sonra atmasam diyorum... |
gerçi atmayıncada ev zıvanadan çıkıyor
açıp açıp eskiyi okumanın faydasını görmedim ondan hep yazıyorum ve 2 dk içinde atıyorum...
tarih tekerrürden ibaret olduğundan olacak ki bazen aynı şeyler okunası oluyor.yeni de gerek yok...biri görür okur...benim bildiğim bende kalsın diyenlerdenim sanırım .s
tarih tekerrürden ibaret olduğundan olacak ki bazen aynı şeyler okunası oluyor.yeni de gerek yok...biri görür okur...benim bildiğim bende kalsın diyenlerdenim sanırım .s
bende senden geriye birşelerin kalması taraftarıyım
yazdıklarımı açıp açıp okudugum olmadı ders notları yada oyun senaryoalrı haricinde
ama bizden geriyede bir şeyler kalmalı ya...
iki dakikalık bir notta olsa
yazdıklarımı açıp açıp okudugum olmadı ders notları yada oyun senaryoalrı haricinde
ama bizden geriyede bir şeyler kalmalı ya...
iki dakikalık bir notta olsa
geriye kalan zihinlerde kalsın yinede...
ezberden değil de içinden gelsin anımsamak...
ezberden değil de içinden gelsin anımsamak...
sen öldüğünde seni kim anıcak
silinip gideceğiz... =)