30 ağustos zafer bayramı

Anasayfa  \  Forumlar  \  Off Topic  \  30 ağustos zafer bayramı
 
 
fotoğrafı yok

saralondee

29 Ağu 2011 23:18

Mesaj Gönder

ruhunuz şad olsun.  

fcb

29 Ağu 2011 23:20

Mesaj Gönder

kutlu olsun  

DarkSideStory

29 Ağu 2011 23:21

Mesaj Gönder

kutlu olsun  

RayJay

29 Ağu 2011 23:21

Mesaj Gönder

kemiklerinizi sızlatanlar utansın...  

---SubZero---

29 Ağu 2011 23:22

Mesaj Gönder


30 ağustos: zafere giden yol
''hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. o satıh bütün vatandır. vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz''...

aa


ankara- ulusal kurtuluş savaşı, başkomutan gazi mustafa kemal paşa'nın, 26 ağustos 1922'de sabaha karşı verdiği emirle başlattığı büyük taarruz ve 30 ağustos'ta ''başkomutanlık meydan muharebesi''nin kazanılmasıyla sonuçlandı.

atatürk, bu büyük zaferi büyük nutku'nda, a fyonkarahisar-dumlupınar meydan muharebesi'ni ve ondan sonra düşman ordusunu tamamıyla yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını akdeniz'e, marmara'ya döken harekatımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım'' diye anlattı.

ulusun topraklarını savunma mücadelesi, 10 ocak 1920'de inönü mevzilerinde yunanlılarla şiddetli çarpışmaların ardından 1. inönü zaferi'nin kazanılmasıyla başarıya ulaşmaya başladı.

20 ocak 1920'de ilk teşkilat-ı esasiye kanunu kabul edilirken, 5 şubat'ta tbmm'nin gizli oturumunda londra konferansı'na ankara hükümeti adına heyet gönderilmesi ve heyetin meclis üyelerinden oluşması kararlaştırıldı. bekir sami bey başkanlığındaki heyet, 6 şubat'ta ankara'dan hareket etti ve 21 şubat'ta başlayan konferans 12 mart'ta sona erdi.
tbmm hükümeti ile rusya arasında 16 mart'ta moskova anlaşması imzalandı. masa üzerindeki zaferleri, meydanlardaki zaferler izliyordu. 1 nisan'da 2. inönü zaferi kazanıldı. 5 ağustos'ta mustafa kemal'e geniş yetkilerle ve 3 ay süreyle başkumandanlık tevcih eden kanun tbmm'de kabul edilirken, 23 ağustos 1920 günü yunan ordusu taarruza geçti ve sakarya meydan muharebesi başladı.

26 ağustos'ta başkomutan mustafa kemal paşa'nın şu emri geldi:
''hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. o satıh bütün vatandır. vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.'' o gün saat 05.30'da topçu ateşiyle kocatepe'den büyük türk taarruz başladı. türk süvarileri, 9 eylül'de izmir'e girdi ve kadifekale'ye türk bayrağı çekildi. 13 eylül'de sakarya meydan muharebesi sona ermiş, düşmanın sakarya nehri'nin doğusunda imha edilmesiyle zafer kazanılmıştı. mustafa kemal paşa'nın emriyle 14 eylül'de genel seferberlik ilan edildi.

başkomutan mustafa kemal paşa, 19 eylül'de ''gazi'' unvanı ve mareşal rütbesini aldı. yeni yılın başlangıcında mersin ve adana düşman işgalinden kurtulmuştu. dört bir bucak türk topraklarının düşman çizmesi altındaki esareti birer birer sona eriyordu.

atatürk, 30 ağustos'u anlatıyor

büyük taarruz'un mimarı atatürk, büyük nutku'nda 30 ağustos'u şöyle anlattı:
''...efendiler, 26-27 ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, düşmanın karahisar'ın güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğundaki müstahkem cephelerini düşürdük. yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 ağustos'a kadar aslıhanlar yöresinde kuşattık. 30 ağustos'ta yaptığımız savaş sonunda düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. düşman ordusunun başkomutanlığını yapan general trikopis de esirler arasına girdi.

demek ki tasarladığımız kesin sonuç, beş günde alınmış oldu. 31 ağustos 1922 günü ordularımız ana kuvvetleriyle izmir'e doğru yol alırken diğer birlikleriyle de düşmanın eskişehir'in kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyorlardı.
doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da izmir'deki itilaf devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek, onlarla hangi gün ve nerede buluşabileceğim soruluyordu. buna verdiğim cevapta da 9 eylül 1922'de kemalpaşa'da görüşebileceğimizi bildirmiştim. gerçekten de söz verdiğim gün, ben kemalpaşa'da bulundum. fakat görüşme isteyenler orada değildi. çünkü ordularımız, izmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, akdeniz'e ulaşmış bulunuyorlardı.
saygıdeğer efendiler, afyonkarahisar-dumlupınar meydan muharebesi'ni ve ondan sonra düşman ordusunu tamamıyla yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını akdeniz'e, marmara'ya döken harekatımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım.
her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat türk ordusunun, türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.
bu eser, türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.''
 

yasama dair

29 Ağu 2011 23:27

Mesaj Gönder

biri olmasa diğeri olmıycak bayramımız kutlu olsun.  

lovehatetragedy

29 Ağu 2011 23:32

Mesaj Gönder

kutlu olsun Bravo  

neeyiir

29 Ağu 2011 23:34

Mesaj Gönder

hatun demiş ki:
kutlu olsun
 
fotoğrafı yok

indians

29 Ağu 2011 23:36

Mesaj Gönder

emperyalizme başkaldırı: 'büyük taarruz'

ertuğrul kazanci eğitimci - hukukçu


devrimci sorumluluk, yılgınlık kabul etmez. o halde ’büyük taarruz’ sırasında ulusal özgüven yaratılarak ülkede açılan ilerici ve toplumcu çığır, yeniden yakalanabilir.

26 ağustos 1922 günü afyon’da başlayan, 30 ağustos’ta ivme kazanan ve 9 eylül 1922 sabahı izmir’in alınmasıyla sonuçlanan “büyük taarruz” görkemli ve destanımsı bir utkudur.



atatürk’ün; “biz; bizi yutmak isteyen kapitalizme ve bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı bir meslek izleyenleriz” şeklinde ortaya koyduğu “milli mücadele” amacı, “mazlum ulusların” esinlendiği evrensel etkiler yaratmıştır. “izmir’e boynumuzda halife’nin idam fermanıyla girdik” diyen inönü de sömürgecilere teslim olmuş bir siyaseti dünyaya teşhir etmiştir.

şanlı anadolu ihtilali; üç askeri iki de siyasal başarı üzerine kuruludur.

inönü, sakarya ve dumlupınar savaşlarıyla mudanya ateşkes ve lozan barış antlaşmaları, yaşanılan sürecin aşamalarıdır. “sevr’in” alçaltıcı hükümlerini yadsıyan bir halkın canını dişine takarak ulaştığı safhaları iyi değerlendirmelidir. bu süreç ve sonrasına ilişkin; noksan, kasıtlı ve gerçek dışı bakışların yanıtlanması zorunlu duruma gelmiştir. ele alınması gereken konu bizce budur.



irdeleme: 1945 yılında “toprak reformu” için “çiftçiyi topraklandırma kanunu” çıkartılması sırasında iktidara, kendi partisinden sert eleştiriler belirir. büyük toprak sahiplerine sözcülük edenlerin partisel bağlarına ya son verilir veya ayrılmaları sağlanır. onlar da “demokrat parti” adıyla siyasal parti kurarak, az topraklı ya da yüzde yirmisi topraksız köylü seçmenin, “yaman çelişkisiyle” 14 mayıs 1950’de iktidar olurlar.



yine 1945’lerde; “sscb’nin,türkiye’nin bazı illerinden toprak, boğazlardan üs istediği” savı ortaya atılır. karşıdevrimcileri batı’ya yanaşma açısından sevindiren önesürüm, moskova büyükelçiliği’ndeki “sarper” ve dışişleri bakanlığı bürokratı “erkin” eliyle inönü’yü ve halkı aldatan “yalan rüzgârına” dönüşür. oysaki 1945’teki abd moskova büyükelçisi harriman bile; “sovyet üs ve toprak istemleri” savını doğrulamaz (*).

1963 tarihli “ankara” antlaşmasıyla “aet”nin emperyalist özünü kamuoyundan saklayıp, türkiye’ye imza yolunu da açtıran erkin’in politik yaşamında tutucu cenaha uzanan karmaşık bir öykü vardır. sarper de “abd’nin has dostu” unvanıyla anılacaktır.

olay, emperyalist mimar churchill’in, abd deniz kuvvetlerine karadeniz’de görev icat etmesi üzerine doğar. sovyet dışişleri bakanı molotof’un, bir görüşmede sarper’e: “boğazlar ve karadeniz’de abd’nin işi olamaz” şeklindeki yaklaşımının saptırılmasıyla gelişir (**).

resmi belgeleri olmayan ama çarpıtmaların etkili becerileriyle, sonuçta; büyük taarruz’un “tam bağımsızlıkçı” ruhu yerine, abd yandaşlığı ikame edilir.

1950 yılı sonrasında; “halka mal olmuş veya olamamış devrimler vardır” sloganı, siyasal iktidarın başlıca tutumudur. atatürk’ün utku ve yapıtlarına doğrudan saldırıya henüz cesaret yoktur. “ulusun tersine giden alınyazısının yenildiği” inönü meydan savaşları, okul kitaplarından ayıklanır.

nâzım hikmet’in;
“muharebe beş gün beş gece sürdü
/ kan gövdeyi götürdü
/ sonra kaçarlarken yavrum, köyleri köprüleri yaktılar
/ inönü meydanı sesler ve kıvılcımlarla doluydu!..”
dizelerinde var olan ve
dış basının; “anadolu’da yeni bir devlet doğuyor” kanısına ulaştığı bu savaşları, dp iktidarı yok sayar.

sıra lozan’a gelir.
atatürk’ün; “tarihte misli görülmemiş bir hesaplaşmanın sonundaki antlaşma” olarak tanımladığı ve dünya siyasal sahnesinde “kadeş” antlaşmasından sonraki en uzun ömürlü bir sözleşme; “zafer mi, hezimet mi?” tartışmalarına açılır.

ardından atatürk hedef alınır. önce “sakarya” savaşının 22 gün ve gece süren var oluş çatışmasındaki olağanüstü parıltısı daraltılır. sonra da; “büyük taarruz” kıyasıya örselenir. “yedi düvele” direnç gösterenler, hasan izzettin dinamo’nun deyişiyle; “kutsal isyanı” halk belleğinde küçültülmeye çalışılır. istanbul hükümeti yanlısı “alemdar” gazetesinin; “bağımsızlık isteyenler kötü niyetlidir” veya; izmir’e geri çekilirlerken: “yunanlılar yenilmedi, manevradalar” diyebilen “mütareke” zihniyetine kimileri günümüzde de alkış tutarlar(***).

cumhuriyet ve kemalist devrim; “halkoylaması yapılsaydı, tüm bunlar olabilir miydi, demokrasi var mıydı?” demagojisine tutsak edilmek istenir. “devrimin, halk için ama halkı yanıltan olumsuz telkin ve yönlendirmelere karşı toplumcu tavır olduğu” göz ardı edilir.

“askeri ve siyasal başarılar, ekonomik utkularla taçlandırılamazsa kalıcı değerler taşımazlar” inancına sarılan rejim, halkçı-devletçi projeler uygular.
kalkınma planlarına bağlanan ve kamu yararını önemseyen ekonomik anlayış, ciddi bir büyüme hızı yakalar. ama böyle sürmez, şimdilerde olduğu gibi kamu malları haraç-mezat tasfiye edilir. yurt topraklarının emperyalistlerden kurtarıldığı bu ülkede, yabancılara, “karşılıklılık” ilkesine dayanılmadan topraklar satılır. ormanlar, “2 b” statüsüyle harman edilir.

büyük taarruz başlamadan önce anadolu ihtilalcileri, halkın aydınlanmasını amaçlamışlardı. kurtuluştan sonra kamusal bilinç için çağcıl öğrenime oturan eğitim seferberliği özenle sürdürüldü. ama zaman akışında safsatalar, siyaseten ağır bastı. aydınlıkları yadsıyan eğilimler, ülke iktidarları olarak boy gösterdiler. karşıdevrimci kaos ülkeyi kavradı.


yitirilen önderlik: 1919’larda asya-afrika halklarının çoğu, amerika kıtasının bir bölümü, okyanusya ve kutuplar koloniydiler. anadolu’daki antiemperyalist kalkışma örnek alındı. ama 1955’te endonezya’nın “bandung” kentindeki uluslararası konferansta türkiye hükümeti, kendi ulusal varlığına ihanet etti. “mazlum” halkların önderliğinden emperyalist yandaşlığa geçerek, bağımsızlık savaşlarını “asilik” saydı.

kore’ye asker göndererek, nato’nun saldırgan şemsiyesine giren türkiye ortaya çıktı. ülkelerin sınırlarını abd-ab lehine değiştirme planlarına gönüllü katılımcılık ilan edildi.

sonuç: devrimci kararlılıkta, yılgınlık yoktur. halkçı-devletçi bir dünya görüşünün; ulusalcı, laik ve cumhuriyetçi özgüveni yakalayacağı mutlaktır. toplumcu düşünyapı, halkın demokratik “kemalist” ilkeleri özümsemesiyle güç kazanır. iş ki; antiemperyalist yurtseverliğin, onurlu bir tavır olduğu bilinsin.



(*) açıklanan abd arşivleri (washington),



(**) sscb arşivleri (moskova)



(***) alemdar arşivi (1919-1922 istanbul)
 

yasama dair

29 Ağu 2011 23:37

Mesaj Gönder

kutlanası degil de hatırlanası bir bayram oldu bu sene...

tekrar böyle bi zafre muhtac bırakmasın bizi kimse inşallah...
 

FlyinG...[Eldar]

29 Ağu 2011 23:45

Mesaj Gönder

mutlu ve kutlu olsun  
fotoğrafı yok

do le vakitasyon

29 Ağu 2011 23:59

Mesaj Gönder

kutlu olsun ders olsun unutulmasın...  

Victory

30 Ağu 2011 00:09

Mesaj Gönder

30 ağustos zafer bayramı halkımıza kutlu olsun  
fotoğrafı yok

AruthaX

30 Ağu 2011 00:13

Mesaj Gönder

bu ismi taşımak kadr gurur verici bişi yok..kutlu olsun.  

zehir psy

30 Ağu 2011 00:14

Mesaj Gönder




Sayfa:  1 2 3 4 5 6 7 8   Sonraki